Tag Archives: arkaya eğilmeler

koşulsuz güven…

Standard

Yaz rehaveti bana da çöktü. Kış aylarında düzenli olarak yazı yazabilirken, yaz geldiğinden beri dersler dışında kendimi açık havada yürüyüşlere, havuzda güneşlenmeye ve akşamları arkadaşlarımla vakit geçirmeye verdim. Hal böyle olunca da yazılar biraz aksadı. Yoga dersleri devam ediyor. Hatta kış aylarındaki yoga dersleri gibi kalabalık ve bir o kadar zevkli geçiyor. Her ders farklı bir deneyim oluyor benim için ve de farklı bir yazı konusu… Ama güneş tepemde parladığında ya da akşamları hafif serinlik çöktüğünde yaz günlerinin tadını çıkarmayı yazmaya tercih ettim ne yazık ki!.

Her şey bir yana, her bir yoga dersi benim için ayrı bir deneyim oluyor. Öğrencilerden aldığım geri bildirimler, öğrencilerle iletişim ve etkileşimim… Her gün yeni bir şey öğreniyorum ve her gün dersten çıktığımda kendimi zenginleşmiş hissediyorum.

Geçtiğimiz hafta akşam grup derslerinin birinde arkaya eğilmelere odaklandık. O gün sabah uyandığımda içimde bir huzursuzluk vardı sanki… Malum bu aralar gökyüzü de fazla hareketli. Ay tutulmaları, güneş tutulmaları, Merkür gerilemesi… Bunlarla ilgili yazılar okuduğumuzda acaba ruhsal olarak biraz etkileniyor muyuz? Belki de hava çok sıcak. Sırf bu yüzden biraz yorgun ve gergin hissediyorumdur. Kim bilir? Neyse, o gün iyi uyanmadığım için o gün derste arkaya eğilmelere odaklanmaya karar verdim. Sanki ben böyleyim, herkes de böyle!.

O gün dersi değişik bir tema üzerine planlamaya karar verdim. Geriye eğilerek göğüs kafesini esnetecektik ama bunu biraz farklı yapmalıydık. Geriye eğilmekten korkanlar olabilirdi. Bu korkunun üzerine cesaretle gitmeyi deneyimlemeliydik. Ve belki de kendimize güvenmeliydik. Ya da o günkü zirve duruşunu denerken öğretmenimizden ya da arkadaşımızdan yardım alabilirdik ve o anda da o kişilere güvenmeliydik. Tema, korku-cesaret-güven olmalıydı. Bunun için de bilinmeze doğru, geriye doğru gitmeliydik. “Ustrasana”dan (deve duruşu) “kapotasana”ya (güvercin) düşmeliydik. Bir sonraki aşamada ise “tadasana”dan (dağ duruşu) “urdhva dhanurasana”ya (köprü) düşmeliydik. Bu ikinci bahsettiğim şeyi belki çocukken çok sık yapardık ve hiç korkmazdık. Ama zaman içinde büyüdükçe korkularımız arttı ve bu şey eskisi kadar kolay gelmemekte artık bize… Düşme korkusu, başarısız olma korkusu, bilinmez olanın korkusu… Ve belki daha niceleri… Korkuyu ise cesaret ve güvenle yenebilirdik. Önce kendimize güven sonra çevremizdeki bize destek olan kişilere güven…

İnanır mısınız? Çocukken ben ayaktan köprüye çok rahat düşerdim. Hiç ısınmadan bile… Bir süredir bu akışı derslerde çalıştırmamıştım. Ve duruşu gösterirken biraz ürktüm. Kendi kendime geriye düşmek yerine iki öğrenciden bana destek olmalarını istedim ve belime elleri koymalarını rica ettim. Ondan sonra geriye düştüm ve “urdhva dhanurasana”yı yaptım.

Benden sonra öğrenciler deneyimledi. Kimi benden destek aldı, kimi bir başka arkadaşından… Önemli olan “güven” idi. Güvendiğimizde korkunun üzerine cesaretle gidebiliyorduk.

Herkes “savasana”da (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) iken ben de düşünüyordum. Hepimizin korkuları var. Kimimizin daha basit, kimimizin daha ağır. Yüksekten korkmak, sürüngenlerden korkmak, düşmekten korkmak, başarısız olmaktan korkmak, bilinmezden korkmak, gelecekten korkmak… Bunları çoğaltabiliriz. Korku, zihnimizin yarattığı olumsuz duygulardan biri… Korkunun karşıt duygusu sevgi… Sevgi ile korkuyu yenmemiz mümkün. Korkunun üzerine cesaretle gidebilmek için de “sevgi”nin gelişebileceği tek yeri esnetmemiz ve açmamız gerekiyor. Yani kalbimizi… Yani arkaya eğilmelere odaklanmamız ve her ne kadar bizim için zor olsa da yılmadan çalışmaya ve denemeye devam etmemiz… Ve yine korkunun üzerine cesaretle giderken kendimize ve çevremizdekilere güvenmemiz… Gözlerinin içine bakıp, o gözlerdeki ışığı görüp, koşulsuz olarak onlara güvenmemiz ve onlara teslim olmamız… İşte o zaman ne geriye eğilmekten, ne geriye düşmekten ne de başka bir şeyden korkarız.

Reklamlar

güven ve cesaretle…

Standard

Son zamanlarda yoga derslerine gittiğimde öğrencilerde hep aynı yorgunluk, bıkkınlık, mutsuzluk ve güvensizlik… Herkes gergin, herkes korkuyor ve herkes tedirgin… Üst üste gelen terör saldırıları bu kasvetli ve karanlık kış günlerinde bedenlerimizin ve ruhlarımızın yorgunluğunu, bıkkınlığını, mutsuzluğunu ve güvensizliğini arttırıyor. Derse gittiğimde öğrencilere ne çalışmak istediklerini sorduğumda, “bizi rahatlatacak, bir saatliğine de olsa huzurlu ve mutlu hissettirecek bir şey çalıştırın” cevabını alıyorum. Bu nedenle bu hafta yoga derslerinde göğüs kafesini esnetecek akışlara ağırlık verdim.

2009-2010 tum fotolar 006

Bu haftaki üç değişik yerdeki dersimde arkaya eğilmelere odaklanarak göğüs kafesini esnetmeyi amaçladım. Derslerin zirve duruşu “urdhva dhanurasana” (tam köprü) olacaktı. Derse başlamadan önce öğrencilere, “bugün derste köprü duruşunu deneyeceğiz. Köprü denerken geriye doğru bakabilmeyi, geçmişe doğru bakabilmeyi, bilinmeze doğru bakabilmeyi çalışacağız. Geriye doğru bakabilmek ve kollarımıza güvenip bedeni yükseltebilmek cesaret isteyen bir şey. Eğer korkularımız varsa, şu an hayatımızda bir şeylerden korkuyorsak, cesaretle göğsümüzü açamayabiliriz. Ama en azından güven ve cesaretle bunu dener ve sonunda sevgi, coşku ve mutluluğa doğru yol alabiriz.”

Ve ders başladı. Ders boyunca göğüs kafesini ve kalça fleksör kaslarını esnettik ve omuzları geriye doğru çevirebilmek için omuz kuşağı üzerine çalıştık. Zirve duruşunu üç aşamada denetmeye karar vermiştik. İlk denemede “setu bandhasana” (yarım köprü) yapacaktık. Nefes alırken bedeni sırta kadar yerden kaldıracak ve ikinci nefesi alırken omuzları biraz içeri doğru sokarak göğüs kafesini yukarı ve ileri doğru açmaya çalışacaktık. İkinci denemede yine “setu bandhasana” ile başlayacak, bu duruşa yerleştikten sonra kolları başın yanında yere yerleştirip başın tepesini yere koyacaktık. Bu duruş bizler için o gün imkansızsa yine sadece “setu bandhasana” yapacaktık. Üçüncü sefer ise tam köprü deneyecektik. İkinci duruştaki gibi yerleştikten sonra nefes alırken kolların üzerinde yükselip başı yerden kaldıracaktık ve tam köprüyü yapacaktık. Duruş o gün için bize zor geliyorsa birinci ya da ikinci aşamada bekleyecektik.

Derslerde her üç duruşu da yapanlar, sadece yarım köprüyü yapanlar, birinci ve ikinci aşamaları deneyenler oldu. Herkes kendi bedeninin ve ruhunun o gün elverdiği kadarıyla duruşu denedi ve yapabildiği kadarını kabullendi.

Öğrenciler uzun bir “savasana”da (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) dinlenirken ben de düşüncelere dalmıştım. Tüm öğrenciler yaşadığımız olaylardan dolayı mutsuz, umutsuz, üzgün, kırgın, bıkkın, yorgun ve güvensiz hissediyordu. Herkes korkuyordu. Ne kadar etkilenmediğimizi düşünsek de terör saldırılarından güvensiz, yorgun ve umutsuz hissediyorduk. Her gün — doğru ya da yanlış — ihbarlar sosyal medyada dolaşıyordu. Oraya gitmeyin, buraya gitmeyin. Bedenler yorgun olmasa da ruhlar yorgundu. Tüm yaşananlar güvensizlik, yorgunluk, umutsuzluk doğuruyordu. Bu ruh halinden çıkmak için geriye eğilsek ve göğüs kafesi esnetsek bile istenilen sonucu alamayabiliyorduk. Belki daha önceden çok rahat bir şekilde geriye eğilebiliyorduk ama belki artık geriye eğilirken sıkıntı çekiyorduk. Acaba ruhumuz, kalbimiz ve vicdanımız ağır mı gelmeye başlamıştı? Peki ya korkular? Her gün üzerine yenisi eklenen korkular? Ve bu korkuları yenecek cesaretten yoksun olmak? Artık kendimizi bir şeyler yapacak kadar cesur hissetmemek? Güven ve cesaretle adım atamamak… Bıkkınlık duymak ve tüm bunların verdiği ağırlıkla göğüs kafesini yerden kaldıramamak…

nefes boyunca…

Standard

Yoga derslerinde son zamanlarda en çok karşılaştığım soru nefesin nasıl kullanılacağı… Yoga akışlarını yaparken açıldığımız, göğüs kafesini açtığımız ve alanımızı genişlettiğimiz her duruşta nefes alırken kapandığımız, göğüs kafesini kapattığımız ve alanımızı daralttığımız her duruşta nefes vermekteyiz. Öne eğilirken nefes verip omurgayı düzeltirken nefes almaktayız. Biz eğitmenler, nefes yönergelerini akış içindeyken vermekte ve öğrencileri yönlendirmekteyiz. Yine de derslerde sürekli nefes ile ilgili sorularla karşılaşmaktayız. Hal böyle olunca da nefes konusunda ayrıntılı bilgi vermek gerekmekte…

IMG-20151226-WA0016

Nefes ile en çok karşılaştığım sorunlardan biri yoga derslerinde nefesin burundan alınıp verilmesi… Diğer tüm fiziksel aktivitelerde nefes ağızdan verilirken yogada burundan nefes vermeyi tercih etmekteyiz. İlk defa yogaya gelenler genellikle nefesten burun verme konusunda sorun yaşayabilmekte.

Nefes ile ilgili ikinci sorun ise “vinyasa” (akış) sırasında uzun zamandır yoga yapan kişilerin nefeslerini uzatabilip derinleştirmesi ve yogaya yeni başlayan kişilerin onlar kadar uzun nefes alıp veremedikleri için akış sırasında tıkanıp kalmaları… Bu sorunla çoğunlukla spor tesislerinde ders verirken karşılaşmaktayız çünkü tesislere ve dolayısıyla derslere yeni üyeler katılmakta… Çoğu yoga stüdyosunda bu sorun temel yoga dersleri, ileri seviyede yoga dersleri ile çözülmekte. Ancak spor tesislerinde bu şekilde bir ders sınıflandırması olmadığı için uzun zamandır yoga yapan bir gruba aniden yeni bir kişi gelebilmekte… Böyle bir durumda orta seviyede ya da ileri seviyede bir ders yapıyorsak gerek “asana”lar (duruş) ve “vinyasa” (akış) konusunda gerekse nefes konusunda sorunlarla karşılaşabilmekteyiz. Eski öğrenciler çok derin nefes alıp verebilirken ve her bir “asana”ya bir nefes ayırabilirken yeni gelen öğrenciler bir “asana” boyunca belki birkaç nefes almak vermek zorunda kalabilmekte…

Nefes ile ilgili belki de en önemli sorun ise nefesin tutulması. “Vinyasa” yaparken biz eğitmenler nefes yönergelerini vermekte ve öğrenciler de buna uygun hareket etmekte. “Vinyasa”ların arasına eklediğimiz bir “asana” ya da o dersin zirve duruşu öğrenciler için zor bir duruş ise öğrenciler hemen nefeslerini tutmaya başlıyor. Özellikle arkaya eğilmeleri çalıştığımızda ya da kol denge duruşlarında… Ters duruşlar da cabası… Nefesi tuttuğumuz zaman kalp atışlarımız hızlanıyor, adrenalin yükseliyor ve “asana”yı yapma şansımız varsa bile sempatik sinir sistemi devreye girdiği için o duruşu yapabilme şansımız kalmıyor. Halbuki nefesi tutmasak, sanki meditasyon oturuşundaymışçasına gibi nefes alıp vererek nefesi sakin tutsak, kalp atışlarımız sakin olsa parasempatik sinir sistemi devrede olur ve o “zor” duruşu yapabilme şansımız olabilir. Yogada yapmak istediğimiz şey nefesi hep sakin ve derin tutabilmek, beyin dalgalarını yavaşlatabilmek, zihni sakinleştirebilmek ve böylece parasempatik sinir sistemini devreye sokup en zor duruşu bile “sakin ve huzurlu” bir şekilde yapabilmek… Ne yazık ki nefesi tuttuğumuz anda bu bahsettiğimiz süreçten uzaklaşıyoruz.

Yoga akışlarında beden ile nefesi uyumlu hale getirmek istiyoruz. Her bir “asana”da bir nefes… Nefes ver “uttanasana” (ayakta öne eğilme) nefes al “ardha uttanasana” (ayakta yarım öne eğilme), nefes ver “chaturanga dandasana” (alçak şınav) nefes al “urdhva mukha svanasana” (yukarı bakan köpek), nefes ver “adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek)…

Öğrencilerle bir ders boyunca “surya namaskara” (güneşe selam) ve aralara eklediğimiz birkaç “asana”yı çalıştık. Sadece nefesi izleyerek… Önce üç sayıda nefes alıp vermeyi denedik. Her bir “asana”yı üç sayıda nefes alırken ya da verirken yapmak… Daha sonra beş sayıda nefes alıp vermeye başladık. İlk başta beş sayıda nefes alıp vermek öğrencilerin kimisine zor geldi. “Surya namaskara”lara devam ettikçe nefesler açıldı, beden ve ruh biraz daha uyumlu hale geldi, birbirinden ayrı hareket etmek yerine birbirine uymaya çalıştı. Ve sonuçta her bir “asana”yı beş sayıda tamamlamaya başladık. Her bir “asana”nın hakkını vererek ve akışlar içinden hiçbir asanayı geçiştirmeden…

Her bir nefeste bir duruş… Her bir nefes boyunca bir duruş… Nefes alma bittiğinde o duruşun en son hali… Sanki her bir duruş o günün zirve duruşuymuş gibi düşünüp o duruşu yapmak ve duruşu nefes boyunca uzatmak… Yoga, bedenin, zihin ve ruhun aynı anda bir arada ve uyumlu olması demekti. Eğer “asana”lar yoganın fiziksel ve bedensel boyutuysa, nefes de yoganın ruh boyutuydu. İkisini bir araya getirdiğimizde ve nefes ile beden uyumlu hale geldiğinde tek yapmamız gereken zihnin de bedeni ve nefesi izlemesini sağlamaktı. Ama öncelik beden ve nefes uyumuydu…

tekrara düşmemek…

Standard

Yoga derslerinde öğrencilerin en çok tercih ettiği asana gruplarındandır arkaya eğilmeler… Arkaya doğru eğilirken bilinmeze doğru gitmek ve düşmekten korkmak… Ya da geriye doğru giderken göğüs kafesini açmakta zorlanmak… Göğüs kafesini açıp daha çok sevebilmek ve daha anlayışlı olabilmek… Nedense canımız sıkkın olduğunda ve bedenen ve zihnen yorgun ve mutsuz olduğumuzda öne eğilerek içimize dönmek isteriz. Kendi halimizle başbaşa kalmak… Halbuki yorgun ve mutsuzken arkaya doğru eğilirsek, kendimizi daha enerji dolu hissedebilir ve canlanabiliriz. O gün özel ve grup derslerime gittiğimde yorgun ve mutsuz öğrencilerle karşılaşmıştım. Mutsuz, yorgun ve umutsuz… O ruh hali ile öne eğilmek, asanalarda uzun süre bekleyerek bedenlerini esnetmek istediklerini söylemişlerdi. Oysa ben farklı düşünüyordum. Geriye eğilecek, göğüs kafesini açacak, enerjimizi arttıracak ve canlanmaya çalışacaktık.

2009-2010 tum fotolar 006

Başlangıç meditasyonu sonrasında “vyagharasana” (kaplan duruşu) ve “uttana shishosana” (uzanmış köpek yavrusu duruşu) ile göğüs kafesini esnetmeye başladık. Bir “vinyasa” (akış) sonrası ayağa kalkıp “surya namaskara” (güneşe selam) serileri ile bedeni ısıttık. Dersimiz “vinyasa” tarzı olacaktı. O yüzden güneşe selam serilerinin arasına göğüs kafesini, omuzları ve ön bacak kaslarını esneten asanalar ekliyorduk. “Ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle), “anjaneyasana” (alçak hamle) ve bu duruşların varyasyonları… “Virabhadrasana I”de (birinci savaşçı) omuz kuşağını esnetmek için “garudasana” (kartal) duruşunun kol pozisyonu… “Virabhadrasana II”de (ikinci savaşçı) yine omuz kuşağını esnetmek için “gomukhasana” (inek başı) duruşununun kol pozisyonları… Önce sağ kol üstte sonra sol kol üstte…

Zirve duruşu olarak “urdhva dhanurasana” (tam köprü) yapacaktık. Kimi öğrencilerin sevdiği ama zorlandığı, kimi öğrencilerin ise hiç zorlanmadan yaptığı bir duruştu köprü… O yüzden derslerde üç dört haftada bir tekrarlardık. Bu asana, bizim için sık sık denediğimiz rutin asalardan biri haline gelmişti. Biraz değişiklik yapmakta fayda vardı.

O gün dersin ilk yarısında bedenleri “urdhva dhanurasana”ya hazırlarken asanayı farklı bir şekilde denetmeye karar verdim. Bu asanada en çok gözlemlenen sıkıntı ayakları, bacakları ve kolları yanlara doğru açmak, dirsekleri bükmek, ve göğüs kafesini yeteri kadar açamamaktı. Karın ile kasık arasını yeteri kadar uzatamamak ve bu nedenle bel omurlarında bir sıkışmaya sebep olmak da gözlemlenen diğer sıkıntılardı.

“Urdhva dhanurasana” yaparken iç bacakları birbirine doğru itmeli, kolları da birbirine paralel tutmalıydık. Eğer bunları yaparken zorlanıyorsak, bacakların arasına bir blok almalı kolları da paralel tutmak için yoga kemeriyle bağlamalıydık. Göbek deliğini yukarı doğru çekmeli, karnı kasıklardan uzaklaştırmalı ve bel omurlarının sıkışmasını önlemeliydik. Omurgayı kasıklardan yukarı doğru uzatarak omurgayı düz bir çizgi haline getirmeli ve sırttan geriye doğru esnemeyi denemeliydik.

Tüm bu teknik bilgileri tekrarladıktan sonra her zamankinden farklı bir “urdhva dhanurasana” deneyecektik. Duvardan destek alacaktık. Önce duvara sırtımızı dönüp elleri duvara yerleştirdik. Parmakların arasını genişçe açtıktan ve parmak köklerini duvara iyice yerleştirdikten sonra nefes alırken omurgayı düz bir çizgi haline getirmiş nefes verirken omuzları geriye doğru yuvarlamış ve göğüs kafesini tavana doğru iyice açmaya çalışmıştık. Her nefes verişte göğüs kafesini biraz daha esneterek… Beş nefes sonra “uttanasana”da (ayakta öne eğilme) nefeslerle bel omurlarını rahatlatmıştık.

İkinci denememiz biraz daha farklı olacaktı. Bu defa başın tepesi duvara bakacak şekilde tam köprüye kalkacaktık. Köprüye kalktıktan sonra her nefes verişte göğüs kafesini biraz daha tavana doğru yükseltmeye çalışırken bir yandan da göğüs kafesini duvara doğru yaklaştırmaya çalışacaktık. Bu arada bacakları ve kolları birbirine paralel tutmaya ve kolları dirsekleri bükmeden dümdüz tutmaya çalışacaktık. Bir yandan onu bir yandan bunu yapmaya çalışmak gerçekten de anlatıldığı kadar kolay mıydı?

Ne yazık ki hayır!… Bir yandan bacakları ve kolları güçlü bir şekilde paralel tutmak, dirsekleri bükmemek, göğüs kafesinden ve sırttan geriye doğru eğilmek, karın ile kasıklar arasında mesafe oluşturmak ve bel omurlarını sıkıştırmamak… Hiç de anlatıldığı gibi kolay değildi… Bir yeri yaparken bir yeri bozabiliyorduk. Yine de en çok dikkat etmemiz gereken göğüs kafesinden esnemek ve bel omurlarını sıkıştırmamaktı…

“Urdhva dhanurasana”yı bu kadar ayrıntılı bir şekilde çalıştıktan sonra “paschimottanasana” (yerde öne eğilme), “baddha konasana” (kelebek/bağlı açı duruşu) ve “twisted roots” (dönmüş kökler burgusu) ile omurgayı rahatlattık. Bacakları “mat” genişliğinde açıp dizleri birbirine yaslayarak bel omurlarlarını rahatlattıktan sonra “apanasana” (dizleri göğüse çekme) ile omurgayı sağa sola doğru hareket ettirip dinlendirdik.

“Savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) sonrasında öğrenciler hiç istemedikleri halde geriye eğilme odaklı bir ders işlediğimiz için mutlu olduklarını söylediler. Her ne kadar ruh halleri öne eğilme demiş olsa da, bazen ruh halimizin tersini yapıp açılmakta fayda vardı galiba…

Ve derslerden bana kalanlar… Günlük hayattaki gibi yoga derslerinde de kimi zaman tekrara ve rutine giriyoruz. Hep aynı tarz dersler, hep aynı yoga asanaları, hep aynı zirve duruşları… Aslında yoga dünyası uçsuz bucaksız… Deneyebileceğimiz bir sürü asana varken neden hep aynı asanalara takılıp kalıyoruz? Yanıtı inanın ki bulamadım. Düşünmeye değer, öyle değil mi?

uyum ve dengede miyim?

Standard
Birkaç haftadır “vayu”lar (rüzgar/hava akımı/bedendeki enerji akımları) üzerine dersler yaptığımı yazılarımdan biliyorsunuzdur. Geçen hafta 21 Haziran yaz gündönümü olduğu için ve derslerimde gündönümüne uygun bir akış yapmak istediğim için “vayu” odaklı derslerime biraz ara verdim. Bu hafta sırada son bir “vayu” vardı: “Vyana vayu” yani “dışarı doğru enerji akımı.”
Photo
Yoga felsefesinde, “prana” adını verdiğimiz ve en basit haliyle “nefes” olarak adlandırabileceğimiz şeyin aslında sadece “nefes” olmadığını aynı zamanda “yaşam enerjisi” anlamına da geldiğini biliyoruz. “Prana”nın bedenimizin hareket ettirdiğini ve zihnimize düşünce gücü sağladığını da biliyoruz. Yoga asanalarında “prana”yı kullanarak bedeni ve zihni canlandırabilir, farkındalığımızı arttırabilir ve yüksek bilince ulaşabiliriz.
Bu nedenle, yoga üstadları “prana”nın bedende beş farklı yönde hareket ettiğini fark etmiş ve bunları “prana vayu” (içeri ve ileri doğru akım), “apana vayu” (aşağı doğru akım), “samana vayu” (dengeleyen/merkezleyen akım), “udana vayu” (yukarı doğru akım) ve “vyana vayu” (dışarı doğru akım) olarak beşe ayırmıştır. Tüm bu “vayu”lar bedenin farklı bölgelerini etkiler ve uyum içinde çalıştıklarında, sağlıklı bir zihne ve bedene sahip oluruz.
“Vyana vayu” yani bedenden ya da merkezden dışarı doğru giden hava akımı, “samana vayu”nun (dengeleyen/merkezleyen akım) tam tersi bir hava akımı… Bu “vayu” tüm diğer “vayu”ları dengeleyen bir hava akımı… Tüm bedende dolaşan ve bedenin dışına da taşan bir enerji akımı… “Aura” olarak adlandırılan ve bedenimizden yaydığımız düşünülen bir enerji akımı…
Yemek, su ve oksijen gibi bedendeki her tür dolaşımdan sorumlu olan “vyana vayu”, bu besinleri bedende gereken yerlere yollamaktan, besinlerin emilip özümsenmesinden ve bu emilim sonrasında pozitif enerji üretilmesinden de sorumlu…
Kalp ve akciğerlerde bulunan “vyana vayu”nun sağlıklı bir şekilde çalışması diğer dört “vayu”nun sağlıklı ve düzgün bir şekilde çalışmasına bağlı. “Svadisthana” (cinsel/sakral), “manipura” (karın), “anahata” (kalp), “vishuddha” (boğaz) ve “ajna” (üçüncü göz) çakraları ile ilişkili olduğu için bu çakralarla bağlantılı olan su, ateş, hava ve eter elementleri ile de ilişkili… Duygu ve düşüncelerin zihinde engelsiz ve sorunsuz bir şekilde dolaşımından sorumlu…
Eğer “vyana vayu” sağlıklı ise, uyumlu ve dengeli hareket ederiz. Bu “vayu” dengesizse, zihin ve beden arasındaki denge bozulur ve hastalıklara açık oluruz. “Vyana vayu” dengeliyse, fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak dengeli oluruz.
Peki “vyana vayu”yu nasıl dengeleyebilirdik? Ayaktaki asanalar, denge duruşları ve arkaya eğilmeler ile… “Pranayama” (nefesi özgürleştirme) çalışması olarak da “nadi shodhana”yı (enerji kanallarını arındırma nefesi) kullanabilirdik.
Derse meditasyon ile başladık. Meditasyon sonrasında “dışarı doğru giden enerji”yi hissedebilmek için nefes alırken elleri üst üstü kalbin üzerine koyduk nefes verirken de kolları yana açıp avuçlar yukarı bakacak şekilde elleri dizlerin üzerine yerleştirdik. Her nefes verişte kollardan ve ellerden dışarı doğru giden enerjiyi gözler kapalıyken hissetmeye çalıştık.
Nefes çalışmasından sonra dört ayak üzerine geldik. Omurgayı “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi) ile ısıttıktan sonra “utttana shishosana” (uzanmış köpek yavrusu) ile göğüs kafesini esnetmeye başladık. “Vyaghrasana” (kaplan duruşu) ile omurgayı arkaya eğdikten sonra “utthita balasana”da (uzanmış çocuk) dinlenip ayağa kalktık. Bir “vinyasa” (akış) sonrasında “tadasana”da (dağ duruşu) nefeslendik.
“Tadasana”da beş “vayu”yu birden hissetmeye çalıştık. Ayakların altından yere doğru köklenirken “apana vayu”yu, başın tepesinden yukarı doğru uzarken “udana vayu”yu, merkezde kalarak “samana vayu”yu, nefes alırken ileri doğru çıkan göğüs kafesiyle ve içeri doğru giren hava ile “prana vayu”yu ve en son ellerden parmak uçlarından dışarı doğru giden enerjiyi yani “vyana vayu”yu…
“Surya namaskara” (güneşe selam) serileri ile bedeni ısıtmaya devam ettik. Her bir “asana”yı farkındalıkla yapmaya çalışıyorduk. Kollarla yukarı doğru uzarken (urdhva hastasana) ellerden yukarı ve dışarı doğru giden enerjiyi, öne eğildiğimizde aşağı doğru giden enerjiyi… Yarı yola açılıp sırtı düzleştirdiğimizde, alçak şınava indiğimizde (chaturanga dandasana) ve yukarı bakan köpekte (urdhva mukha svanasana) göğüs kemiğinden (sternum) öne uzarken yukarı ve ileri doğru giden enerjiyi, aşağı bakan köpekte (adho mukha svanasana) merkezdeki enerjiyi… Çünkü “vyana vayu”yu ancak diğer dört “vayu”yu harekete geçirdikten sonra uyarabilirdik.
Güneşe selam serilerinin arasına “virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “parsvakonasana” (yan açı duruşu), “utkatasana” (sandalye) ve “trikonasana” (üçgen) gibi ayaktaki asanaları ekleyerek “vyana vayu”yu uyarmaya devam ettik.
Beden artık iyice ısınmıştı. Denge duruşları ile “vyana vayu”yu çalıştırmaya devam edecektik. “Surya namaskara” serilerinin arasına artık denge duruşlarını katmaya başlamıştık. “Virabhadrasana III” (üçüncü savaşçı), “vrksasana” (ağaç duruşu), “garudasana” (kartal duruşu), “ardha chandrasana” (yarım ay duruşu) ve “navasana” (sandal) gibi…
“Vyana vayu”yu geriye eğilmelerle de uyarabilirdik… O yüzden güneşe selam serilerinin arasına biraz da arkaya eğilmeler katacaktık. “Urdhva hastasana”da nefes alırken biraz geriye eğilmek ve bu şekilde beş nefes beklemek… “Viparita virabhadrasana” (ters savaşçı), “camatkarasana” (vahşi şey), “urdhva mukha svanasana” (yukarı bakan köpek), “bhujangasana” (kobra duruşu), “sphinx” (sfenks duruşu) ve “salabhasana” (çekirge)…
Yerde “dandasana”da (asa duruşu) kollarla yukarı doğru uzadıktan sonra bedeni “paschimottanasana” (yerde öne eğilme/batıya bakan duruş) ile dengeledik. Derin gevşeme ve dinlenme öncesinde bir “pranayama” (nefesi özgürleştirme) çalışması ile bedendeki enerji kanallarını temizlemeyi amaçlamıştım. “Nadi shodhana” adı verilen bu nefes çalışması ile özellikle bedenin sağ ve sol enerjisini ya da eril ve dişil enerjisini eşitlemeye ve dengelemeye çalışıyorduk. Bağdaşta oturduktan sonra — en basit anlatımıyla — sağ elin (solaksak sol el) işaret ve küçük parmaklarını kullanarak burun deliklerini sıra ile kapatıp açıp nefes alıp verecektik. Çalışmaya başlamadan önce iki burun deliğinden nefes verip, sağ burun deliğini kapatıp sol burun deliğinden nefes alacaktık. Nefes alış biter bitmez sol burun deliğini kapatacak nefesi sağ burun deliğinden verecektik. Nefes verdikten sonra, sağ burun deliğinden nefes alıp onu kapatıp, sol burun deliğinden nefes verecektik ve bu şekilde devam edecektik. Bir sağdan bir soldan… Nefes çalışmasını bitirirken sol burun deliğinden nefes verip iki elimizi dizlerin üzerinde gevşek bir şekilde yerleştirip çalışmanın bedenimiz ve zihnimiz üzerinde yarattıklarını hissedecektik.
“Pranayama” sonrası sırt üstü yatıp “jathara parivartanasana” (karından burgu) ile “vyana vayu”yu yani dışarı doğru giden enerji akımını hissettik. “Apanasana” (bacakları karna çekme) ile enerjiyi merkeze topladık ve “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile de “prana”nın (yaşam enerjisi) tüm bedene eşit bir şekilde yayılmasını sağladık.
“Savasana” sonrası dersi nasıl tamamlayacaktık? “Vyana vayu”nun bedenden dışarı doğru giden bir enerji olduğunu ve bedenimizden yansıttığımız “aura” denen bir enerji olduğunu farketmiştik. Bu “vayu”nun diğer dört “vayu”yu ve bedenden geçtiği düşünülen “nadi” enerji merkezlerinden “prana”nın (yaşam enerjisi) geçmesini sağladığını da biliyorduk. Bir “asana”da aşağı, yukarı, içeri, merkeze ve dışarı doğru giden enerjileri hissedip bu şekilde “asana”yı yaparsak o duruşu daha derinden hissedebileceğimizi de görmüştük. Artık bedendeki beş enerji akımı zihinlere yer etmişti. Bundan sonra bir “asana”da sadece yapmaya değil aynı zamanda “asana”nın her boyutunu hissetmeye çalışacaktık.
“Vyana vayu”ya gelince… Dengeli bir yaşamım mı vardı yoksa endişeli ve kafam karışık mıydı? Uyumlu ve dengeli miydim? Zihnim ve bedenim bir ve bütün müydü, dengeli ve uyumlu muydu yoksa zihnim dağınık mıydı? Kendimle ve çevremle uyumlu muydum? Fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak dengeli miydim? Zarafet içinde mi hareket ediyordum? Duygu ve düşüncelerim serbest bir şekilde zihnimde dolaşabiliyor muydu? Tüm bedenim uyum ve denge içinde miydi?  “Vyana vayu” dediğimizde dersten arda kalan da bunlardı işte…

alma verme döngüsü

Standard

İnsan zihni ne kadar ilginç değil mi? Yeni bilgiler edindiğimizde eskilerin üzerine sanki perde çekiyoruz ve unutmaya başlıyoruz. Aslında bilgiler hep zihinde… Gerilerde bir yerlerde de olsa zihinde… Kimi zaman gördüğümüz bir şey, kimi zaman işittiğimiz bir şey, kimi zaman da ifade ettiğimiz bir şey zihnin gerilerinde kalmış bilgileri bir anda su yüzüne çıkarabiliyor. Geçen hafta derste akışlara yoğunlaşmışken başıma gelen tam da buydu.

2009-2010 tum fotolar 676

O gün sırt kaslarını esnetmeye ve güçlendirmeye odaklanmıştık. Bedenin tek taraflı çalışmadığını ve sırt kaslarını güçlendirmek için göğüs kafesinin ve kaslarının da esnetilmesi gerektiğini biliyorduk. Bilgisayar ve televizyon başında geçirdiğimiz uzun saatler, araba kullanırken şekilden şekle girdiğimiz o anlar ve dik oturmak yerine “kamburlaşmayı” tercih eden yapımız nedeniyle zaman içinde omuz başları öne doğru gelip sırt omurlarının kamburlaşmasına ve göğüs kafesinin kapanmasına (daralmasına) neden olmakta… O gün, hem sırt kaslarını esnetip güçlendirmek hem de göğüs kaslarını esnetmek istiyorduk. Asanaların ötesinde nefes çok önemliydi. Nefesle uyumlu hareket etmek ve nefes ile birlikte göğüs kafesini açmak, esnetmek…

Derse meditasyon ile başladıktan sonra “pranayama” (nefesi özgürleştirme) tekniklerinden birisini çalışıp “vinyasa” (akış) öncesi göğüs kafesini genişletmek istemiştim. “Ujjayi” (kahraman nefesi), “bhastrika” (körük nefesi)” ya da “kapalabhati” (kafası parlatan nefes) gibi daha yoğun bir nefes tekniği çalışmak istemedim. Sadece öğrencimin dikkatini nefes alış verişe çekmek ve nefes alıp verirken omurgasındaki ve karnındaki (diyafram) hareketi fark etmesini amaçlamıştım. O yüzden beş sayıda nefes alıp, üç sayıda nefesi tutup, beş sayıda nefes verip, üç sayıda nefes tuttuğumuz bir nefes çalışmasına başladım. Uzun yıllardır yoga çalıştığı için beş sayıda nefes alıp vermenin öğrenciye çok kolay geldiğini fark edip sayıları uzattım. “Yedi sayıda nefes al, beş sayıda nefes tut, yedi sayıda nefes ver ve beş sayıda nefes tut.” Bu daha iyiydi. Bir süre bu çalışmaya devam ettikten sonra alış verişleri dokuz sayıya, nefesi tuttuğumuz anları ise yedi sayıya çıkardık. Bu arada öğrenciden nefes alırken omurgasının kuyruksokumundan başın tepesine kadar uzadığını, nefes verirken oturma kemiklerinden yere biraz daha köklendiğini izlemesini istedim. Bir süre sonra da nefes alırken genişleyen nefes verirken daralan göğüs kafesini fark etmesini söyledim. En son da dikkati karna çekmiştim. Nefes alırken şişen bir karın ve nefes verirken inen bir karın… Böylece derse başlamadan beden ve zihin iyice rahatlamıştı.

Her zamanki gibi bedeni ısıtmak için “surya namaskara” (güneşe selam) serilerine başladık. Bu sefer hedef bölgemiz omuz kuşağı, sırt ve göğüs kafesiydi. O yüzden “ardha uttanasana” (ayakta yarım öne eğilme) ve “uttanasana” (ayakta öne eğilme) arasında beş kez gidip geliyorduk. Nefes alırken omuz başlarını geriye yuvarlayıp kürek kemiklerini kalçaya doğru ittiriyorduk, nefes verirken öne katlanıyorduk ama omuz başlarını kulaklardan uzak tutmaya özen gösteriyorduk. O an yıllar öncesine gittim. Katıldığım bir yoga çalışmasına… “Vayu”lar (rüzgâr/hava akımı) üzerine bir çalışmaydı. Beş gün boyunca, bir “vayu”ya odaklanmıştık. O andan itibaren, dersin ana fikri ve odak noktası değişmişti. Mademki sırt ve göğüs kafesi odaklı çalışıyorduk, o halde ders boyunca “prana vayu”ya (içeri ve yukarı doğru akım) çalışacaktık. Hem felsefe ve teori, hem de pratik… Öğrendiklerimiz zihnin bir köşesinde kalmak yerine, yaşam bulacaktı… Bu konuyu öğrenmiş ama zihnin bir kenarına itmiştim. Şimdi bildiklerimi hatırlama ve hayata geçirme zamanıydı… Bakalım ne çıkacaktı?

Yoga felsefesinde, “prana” adını verdiğimiz ve en basit haliyle “nefes” olarak adlandırabileceğimiz şeyin aslında sadece “nefes” olmadığını aynı zamanda “yaşam enerjisi” anlamına da geldiğini biliyoruz. “Prana”nın bedenimizin hareket ettirdiğini ve zihnimize düşünce gücü sağladığını da biliyoruz. Yoga asanalarında “prana”yı kullanarak bedeni ve zihni canlandırabilir, farkındalığımızı arttırabilir ve yüksek bilince ulaşabiliriz.

Bu nedenle, yoga üstadları “prana”nın bedende beş farklı yönde hareket ettiğini fark etmiş ve bunları “prana vayu” (içeri ve yukarı doğru akım), “apana vayu” (aşağı doğru akım), “samana vayu” (dengeleyen/merkezleyen akım), “udana vayu” (yukarı doğru akım) ve “vyana vayu” (dışarı doğru akım) olarak beşe ayırmıştır. Tüm bu “vayu”lar bedenin farklı bölgelerini etkiler ve uyum içinde çalıştıklarında, sağlıklı bir zihne ve bedene sahip oluruz.

O gün sadece “prana vayu” üzerine yoğunlaşacaktık. Yani içeri ve yukarı doğru akım. “Prana vayu”, başın içinde yer almakta ve göğüs bölgesini etkilemekte. Beyni ve gözleri besleyip nefes almak, yemek yemek, su içmek gibi bedenin içine aldığımız enerjileri kontrol etmekte. “Prana vayu” diğer dört “vayu”nun içindeki en temel enerji ve o yüzden de diğer dört “vayu”yu beslemekte.

“Prana vayu”, “almak” ile ilgili. İçeri ve yukarı doğru bir akım. Başımızdan diyaframa kadar gelir. Yani hem boğazdan karna doğru hem de karından boğaza doğru akabilir.  Bu akımı hissedebilmek için, “sternum”dan (göğüs kemiği/iman tahtası adı verilen kemik) öne doğru uzamak gerekmekte… Yukarı ve ileri doğru uzama… Ders boyunca her asanada bu uzamayı hissetmeye çalıştık.

“Tadasana”da (dağ duruşu) nefes almaya ve bu nefesle yukarı ve ileri doğru uzama çalışmasıyla başladık “prana vayu” yoga akışına. “Surya namaskara” serileri arasında “ardha uttanasana”da (ayakta yarım öne eğilme) omuz başlarını geriye yuvarlayıp kürek kemiklerini kalçaya doğru ittirirken “sternum” adlı göğüs kemiğinden iyice ileri ve öne doğru uzamak da yine bu “vayu” için iyi bir çalışmaydı. Her asanada nefes almaya odaklanmak özellikle nefes aldığımızda enerjinin karından üst bedene doğru çıktığını ve üçüncü gözden (iki kaş arasından/ajna çakra) dışarı çıktığını gözlemlemek de “prana vayu”yu hissetmemize yardımcı oluyordu.

“Prana vayu” hava elementi ile alakalı olduğu için bu “hava akımını” çalışırken özellikle “anahata çakra”ya (kalp çakrası) odaklanabilirdik. Yukarı ve ileri doğru bir hava akımı olduğu için “prana vayu” iyimser hissedip yaşam enerjisiyle dolduğumuzu hissedebilirdik. O yüzden “prana vayu”yu yana eğilmeler ve arkaya eğilmeler ile hissedebilirdik. Sağa ve sola “lateral esneme” yaparken nefes alıp “sternum”dan yukarı doğru iyice uzayıp nefes verirken bedenin bu uzunluğunu koruyarak yana doğru esnetebilirdik. Benzer şekilde, arkaya eğildiğimizde nefes alırken “sternum”dan yukarı doğru iyice uzayıp nefes verirken karından yukarı doğru çıkan enerjiyi hissedip geriye doğru eğilebilirdik.

O gün ders boyunca sırt ve göğüs kaslarına odaklandığımız için “prana vayu”yu tüm asanalarda hissedebilmiştik. Özellikle “salabhasana” (çekirge duruşu), “ustrasana” (deve duruşu) ve “dhanurasana” (yay duruşu) yaparken “ileri ve yukarı doğru akımı” fark etmeye çalışmıştık. “Surya namaskara” serileri arasında “phalakasana” (sopa duruşu) ve “urdhva mukha svanasana” (yukarı bakan köpek) yaparken “sternum” kemiğinden öne ve ileri doğru uzayıp “prana vayu”yu harekete geçirmiştik.

Dersi bitirmeden önce “prana vayu”yu bir “pranayama” (nefesi özgürleştirme) tekniği ile dengelemek istemiştim. O gün “bhastrika pranayama” (körük nefesi) çalışarak solunum sistemindeki tıkanıklıkları yok etmeyi, sinir sistemini güçlendirmeyi, daha canlı hissetmeyi ve zihni temizleyip arındırmayı amaçlamıştım. “Derin nefes alırken diyaframı nefesle birlikte genişlet nefes verirken diyaframın içeri girmesine izin ver.” İki üç dakika bu nefes tekniğini çalıştıktan sonra “prana mudra” (nefes/yaşam enerjisi kilidi) ile iki üç dakika meditasyon yaptık. “Prana mudra” için iki elin yüzük ve serçe parmakların uçlarını başparmağın uçlarına değdirip, işaret ve orta parmağı ileri doğru uzatmıştık. Bu “mudra” ile bedenin enerji ve canlılığını arttırmak istemiştim.

Meditasyon sonrasında “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile bedeni dinlendirmiş ve sıra dersi sonlandırmaya gelmişti. Derse başladıktan sonra sırt ve göğüs kasları odaklı fiziksel bir yoga dersinin nasıl da felsefi bir yoga dersi haline döndüğünü hatırladım. Zihnimin arka taraflarına attığım bilgilerin ders boyunca nasıl öne çıktığını, akışı elimdeki notlardan değil de nasıl içimden gelerek çıkardığımı fark ettim. Zihnin gerisine itsek de öğrendiklerimizin gerektiğinde “o arka taraflardan” çıkıp bizi yarı yolda bırakmayacağını gördüm.

“Prana vayu” içeri doğru akan ve solunumu ve “alma”yı kontrol eden bir enerjiydi. Yemek yemekten bir şeyler içmeye, fikirlerden izlenimlere… Her şeyi alma ve kabul etme… Bedendeki bu hava akımı, enerjiyi, motivasyonu ve canlılığımızı da kontrol ediyordu. Bu hava akımı sayesinde, dünyayı tüm berraklığıyla görebiliyor ve iç dünyamızda memnun ve mutlu olabiliyorduk. “Prana vayu”nun dengesi bozulduğundaysa, aşerebiliyor, kötü alışkanlıklara kapılabiliyor ve huzursuz bir kişiliğe bürünebiliyorduk. Almak ve kabul etmek ile ilgili bir “hava akımı”ydı “prana vayu.” “Anahata çakra” (kalp çakrası) ve hava elementi ile ilişkiliydi. O gün akışa başladıktan sonra “prana vayu”yu hatırlamış ve dersi ve kendimi olduğum gibi “kabullenmiştim.” Kabullendikten sonra da zihin benimle işbirliği yapmış ve “vermeye” başlamıştım. Vermedikçe alamayacağımı, alamadıkça veremeyeceğimi de fark etmiştim. Ben verdikçe öğrenci almıştı. O aldıkça da “prana vayu” ortaya çıkmıştı. Her şey bir döngüydü aslında. Alma ve verme döngüsü… Ne kadar verirsek, o kadar çok alırdık.

yogadan uzak kalmak

Standard
Birkaç aylığına yoga çalışmalarıma ara vermiştim. Yazılarımı takip ediyorsanız merdivenden düştükten sonra yaklaşık dört aydır bel ve kasık bölgemde ağrı ve acılardan muzdarip olduğumu biliyorsunuzdur. Bu nedenle de yoga asanalarına bir süreliğine ara verdiğimi de… Dört ayın sonunda yoga pratiğime “yin yoga” ile başladım. Bir asanada en az üç dakika bekleyip derin bağ dokularımı esnetmek için… Yoga asanalarından uzak kaldığım dört ay içinde bedenim sertleşmiş ve gerginleşmişti. Esnekliğini biraz kaybetmiş ve eskiden çok rahat yaptığım asanalarda bile beklerken gerginlik ve huzursuzluk hissetmeye başlamıştım. Bu da yoga çalışmalarımdan dört ay uzak kalmanın bedeliydi maalesef. Yoga asanalarından uzak durduğum bu süre içinde sosyal medya sanki bana düşman kesilmişti. Takip ettiğim yoga dünyasındaki arkadaşlarım değişik asanalar yapıp, fotoğraflayıp sosyal medyada paylaşıyorlardı. Ben ise bu süre zarfında spor tesisinde katıldığım “stretching” dersleriyle yetiniyordum. Ne ters duruşlar, ne derin burgular, ne arkaya eğilmeler… Demek ki fiziksel dinlenmenin ötesinde ruhsal ve zihinsel olarak da değişmem ve büyümem gerekiyordu.
20150213_114658
 Dört ayın sonunda arkadaşlarımdan biri beni sosyal fotoğraf paylaşım sitesi “instagram”da 21 günlük bir yoga meydan okuma etkinliğine davet etti. 21 gün boyunca, her gün başka bir asana deneyip onu fotoğraflayacaktık. Ve tabii ki “instagram”da paylaşacaktık. 21 günlük program sadece arkaya eğilmelere odaklanmıştı. İlk hafta bacakların önündeki “kuadriseps kaslarını” ve göğüs kafesini esnetmeye yönelecektik. Daha temel geriye eğilmelerdi ilk haftaki asanalar.  İlk günkü asana benim için en zor asanalardan biriydi çünkü kuadriceps ve kasık kaslarının çok esnek olması gerekiyordu. “Kuntasana” (mızak duruşu) adı verilen bu asanada “anjaneyesana”dan (alçak hamle duruşu) arkadaki ayağı dizden büküp ayağı kalçanın üstünde bele yakın bir yere yerleştirmeye çalışıyorduk. Bunu yaptıktan sonra da göğüs kafesinden geriye doğru eğiliyorduk. Kalça fleksör kasları benim kadar gergin bir kişi için oldukça zor bir duruştu. Yoga kemeri kullanarak bu duruşu imkansızdan “biraz imkanlı” hale getirmek mümkündü. Zaten ben de ancak o kadarını başarabildim. Dördüncü gün de yine kalça fleksör kaslarının devrede olduğu “lunge savaşçı” adı verilen bir duruş deneyecektik. “Lunge”da (hamle duruşu) elleri kenetleyip göğüs kafesinden geriye doğru eğilecektik. Bu arada, kalçaları yan yana tutacaktık. Omuzları sıkıştırmayacaktık. Bu da benim için oldukça zor bir deneyimdi.
Ne kadar esnetirsem esneteyim kalça fleksör kaslarım ve kasık kaslarım bir türlü gevşemiyordu. 21 günlük çalışma boyunca beni zorlayan diğer duruşlar “eka pada raja kapotasana II” (kral güvercin duruşunun ikinci varyasyonu) “eka pada raja kapotasana III” (kral güvercin duruşunun üçüncü varyasyonu), “natarajasana” (dansçı duruşu), “supta bhekasana” (yerde kurbağa duruşu), “kapotasana” (güvercin) ve “laghu vajrasana”ydı (küçük yıldırım duruşu). Tahmin edebileceğiniz gibi hepsinin ortak özelliği kalça fleksör kaslarına odaklanmasıydı. Bu kasların esnek olması gerekiyordu bu duruşları tam anlamıyla yapabilmek için. Ben sadece denedim. Benim için ne kadar zor olsa da nefeslerle sakin bir şekilde asanalarda kalabilmeyi denedim. Bu duruşlardan en zoru “eka pada raja kapotasana III”tü çünkü öndeki bacağı tamamen öne doğru uzatmam gerekiyordu. Öndeki bacağımın uzandığı son noktada sabit kaldıktan sonra bacağımın altına blok koyup öyle bekledim. Tıpkı “hanumanasana”da (maymun tanrı duruşu) yaptığım gibi. “Natarajasana”da ve “eka pada raja kapotasana II”de yoga kemeri kullandım arka bacağımı esnetebilmek için.
Tüm bu duruşları denemeden önce yin yogada kullandığımız “half saddle” (yarım eyer) duruşunda sağ ve sol kalça fleksör kaslarımı esnetmek için beşer dakika bekledim. Sonra üç dakika “saddle”da (eyer) bekledim. Yin yogadaki “saddle” duruşu hatha yogada “supta virasana” (yerde kahraman duruşu) olarak adlandırdığımız asanaydı. “Supta bhekasana”, “laghu vajrasana” ve “kapotasana” öncesi “half saddle” ve “saddle” ile bacaklarımın önündeki kaslarımı iyice esnettim ve sonra bu üç asanayı denedim. O nedenle “kapotasana” ve “laghu vajrasana” benim için imkansız olmaktan çıktı. “Supta bhekasana”da ise önce sağ ayağımı sonra sol ayağımı tuttum. İkisini aynı anda tutamadım. Zaten “bhekasana” (kurbağa) duruşunu da tam anlamıyla yapamam ben. Hep “ardha bhekasana”yı (yarım kurbağa) tercih ederim.
Göğüs kafesini esnettiğimiz günler kendimi daha mutlu hissediyordum diyebilirim. “Setu bandhasana” (yarım köprü) denediğimiz gün benim için bir “meydan okuma” günüydü. Yalnız bu programda elleri kalçanın yanında yere koymaktansa ya da beli desteklemektense ellerle ayak bileğini tutuyor göğüs kafesini biraz daha yükseltmeye çalışıyorduk.
20150202_104809
Program boyunca daha önce hiç yapmadığım asanaları deneyimleme fırsatını bulmuştum. “Garuda matsyasana” (kartal kollu balık duruşu) bunlardan biriydi. “Matsyasana” (balık duruşu) en sevdiğim ve hem kendi pratiğimde hem derslerimde çok kullandığım bir duruştu. Ama bu duruşta kollarımı kartal duruşunun (garudasana) kol tarzında tutmak aklıma hiç gelmemişti. Geriye eğilmiştim, kürek kemiklerimin arasındaki açılmayı daha yoğun hissetmiştim… “Uttana shishosana” (uzanmış köpek yavrusu duruşu) en sevdiğim arkaya eğilmelerden biriydi. Ama bu programda bu duruşu da biraz farklı denemiştik. Normalda dizler yerde göğüs kafesini yere değdirirken bu programda göğüs kafesi yerde, kollar önde uzatılmış şekilde koltuk altları esnerken kalçayı havaya kaldırmayı denedik. Yoğun bir geriye eğilmeydi. İlk defa deneyimlemiştim ama bana çok keyif vermişti. 21 günlük bu programa katılmadan önce de duvarda köprü (urdhva dhanurasana) yapmıştım. Ama bu defa biraz farklı bir şey denemiştik. Duvardan aşağı doğru inerken elleri yere koymak yerine avuç içlerini duvara dayamış parmakların uçlarında beklemiştik. Bu sırada da göğüs kafesini iyice duvara yaklaştırmaya çalışmıştık. Göğüs kafesinin esnemesi, kalbin açılması… Farklı deneyimler, farklı duygular…
Tüm program boyunca en sevdiğim asana ise, “adho mukha vrksasana”nda (kol duruşu) kalçayı duvara dayamak ve göğüs kafesini duvardan uzaklaştırıp kalbi açmaktı. Bu duruşu çok sevmiştim. Yine de tam istediğim gibi yapamamıştım çünkü uzun zamandır denediğim halde kol duruşunda duvardan uzaklaşmayı ve kolayca bu duruşta kalmayı becerememiştim. O yüzden benim için oldukça zorlayıcı olmuştu bu çalışma. Hem kollarım üzerinde duracaktım hem de göğüs kafesimi esnetecektim. Kollarımı duvardan biraz uzak tutmalıydım ama dediğim gibi kol duruşunda çok kolay duramadığım için duvara ne kadar yakın olursam o kadar huzurlu hissediyordum kendimi. Duvara yakın durunca da göğüs kafesimi esnetmek için fazla alan kalmıyordu bana… İşte bir ikilem… Yine de bu haliyle bile beni uçurmaya yetmişti asana…
Programın sonuna doğru asanalar gittikçe zorlaşmıştı. Hele son iki gün… Sondan bir gün önce “vrschikasana II” (akrep duruşu)… Bu duruş hem bir arkaya eğilme hem de kol denge duruşuydu. “Pincha mayurasana”yı (ön kol duruşu) da hala duvarda denemekteydim. Bazı günler kendimi rahat hissedip ayaklarımı duvardan ayırıp beş nefes rahatlıkla kalabiliyordum “pincha mayurasana”da… Bazı günler ise sallanıp duruyordum… Bir ayağımı ayırıyordum duvardan, sonra ötekini ayırırken bu sefer ilk ayırdığım ayağımı duvara geri koyuyordum. İki ileri bir geri yani… “Vrschikasana”yı denemeden önce “pincha mayurasana” denedim. Dinlendikten sonra “pincha mayurasana”ya tekrar zıpladım ve ardından göğüs kafesimi açmaya çalışırken bacaklarımı da dizlerden büküp başıma doğru yaklaştırmaya çalıştım. Biraz oldu, biraz olmadı… Daha çok yolum varmış. Onu farkettim.
Son gün ise “viparita salabhasana” (ters çekirge duruşu) deneyecektik. Bu duruş benim için oldukça zordu. Denedim ama olmadı. O gün yerde karın üstüne yatıp “salabhasana” (çekirge) duruşunun değişik varyasyonları yaptım. Sadece kolları kaldırdım, sadece bacakları kaldırdım, kollarla bacakları aynı anda kaldırdım. Sonra kolları arkada kenetleyip göğüs kafesimi iyice açtım.
Böylece 21 günlük “yoga meydan okuma programı” sona erdi. Severek ve kolay bir şekilde yaptığım, alışkın olduğum asanalar da vardı, yaparken fiziksel acı ve zorluk çektiğim asanalar da vardı. Program boyunca, birkaç kere fotoğraf çektim. Benim için amaç deneyimlemek ve bu deneyimleri bir yazı ile paylaşmaktı. Fotoları sadece yazımı renklendirmek için çektim. Program boyunca ne farkettim? Bu program bana ne öğretti? Bu kadar yıldır yoga yapmama rağmen deneyimlemediğim bir sürü asana olduğunu… Yoganın kocaman bir dünya olduğunu… Bedenimin hangi bölgelerinin daha gergin hangi bölgelerinin daha esnek olduğunu… Daha çok esnemek ve daha çok güçlenmek için neler yapmam gerektiğini… Daha kat edilmesi gereken uzun bir yolum olduğunu… Yolculuğun ne kadar zevkli olduğunu… Ve yolculuğun hiç bitmediğini ve hiç bitmeyeceğini…

ben’den biz’e

Standard

Yoga eğitmeni olmadan önce de sonra da en sevdiğim ders arkaya eğilmelere yoğunlaşılan derslerdi. Yoga derslerine bir öğrenci olarak katıldığım zamanlarda eğitmen, “o derste köprü (urdhva dhanurasana) ya da yay (dhanurasana) yapacağımızı” söylediğinde kimse benden daha mutlu olamazdı. Göğüs kafesimi ve omuzlarımı esneterek geriye eğildiğimde fiziksel rahatlamanın yanında duygusal ve ruhsal rahatlama da hissederdim. Aynı şeyleri yoga eğitmeni olduğumda da hissettim. Ne zaman zirve duruşunu arkaya eğilmelerden seçsem, dersin nasıl çabuk bittiğine bir türlü akıl sır erdiremezdim. Sanki bir bağ vardı arkaya eğilmelerle aramda… Sevgi duygusunu yansıttığından mı yoksa bilinmeze doğru gitmek mi beni cezbediyordu, hiç bilmiyordum. Asanaların sadece fiziksel faydaları bile yeterliydi benim için… Arkaya eğilmelerin ruhta yarattığı duygular ise cabası…

2009-2010 tum fotolar 006

Daha önceki yazılarımda son zamanlarda yoga felsefesiyle tekrar ilgilenmeye başladığımdan bahsetmiştim. Hayatın koşuşturması ve derslerin yoğunluğu içinde felsefeden ne yazık ki uzaklaşmıştım. Unutmuştum felsefenin aslında yoga derslerinin ayrılmaz bir parçası olduğunu… Son zamanlarda derslerimi felsefi temalarla işlemeye başladım. Çakralara odaklanmak bunun en iyi yoluydu. Geçen haftaki özel ve grup derslerinde sıra “anahata çakra”ya (kalp çakrası) gelmişti.
Okuduğum bir kitaba göre, “sevecenlik” duygusunu barındıran bir bölgeydi. Eğer yanlış ya da eksik çalışıyorsa, bağımlılık geliştirmemiz korku ve endişe duymamız mümkündü. “Ben” kavramından “biz” kavramına bu çakra aracılığıyla ulaşabiliyorduk. Her duygu kalp merkezinden yayılmaktaydı ve iyi ya da kötü duygu yaymak bizim elimizdeydi. Bu nedenle de bedenin en tehlikeli bölgesiydi. Bu çakrada dengesizlik varsa, o kişi herhangi bir şeye aşırı bağlılık duyabilirdi. Kalp çakrasındaki dengesizlik sonucu eğer sevgi yerine korku hakim olursa, kişi sevdiği kişiyi kaybetmekten korkmaya, onu fazlasıyla korumaya ve onun ihtiyaçlarını kendisininkilerin üzerine çıkarmasına neden olabilirdi. Bu çakranın düzgün çalışması için, kişinin öncelikle kendini sevmeyi öğrenmesi gerekiyordu. Kendisini seven kişi, başkalarını da sevebiliyordu. Kendimizi sevmek ise çok basit bir yöntemle başlayabiliyordu: “Derin nefes alarak.” Sevgi, korkunun zıt duygusuydu ve minnettarlık da korkudan kurtulmak için başvurabileceğimiz bir duyguydu. Gerçekten minnettar olduğumuzda, korkuya kapılamazdık.
Kitabın “anahata çakra” ile ilgili en can alıcı noktası ise, endişe duymanın bir seçim olduğunu anlatması ve beni düşünmeye yönlendirmesi olmuştu. “Endişelendiğim konu ne kadar önemli? Bu endişenin bana bir faydası var mı?” Bir an bu soruları düşündüğümüzde, aslında endişe duyduğumuz şeyin çok da önemli olmadığını görebiliyorduk.
“Kalp çakrası”na odaklandığım özel ve grup derslerime geri dönecek olursak… Daha önce kalp bölgesine ve geriye eğilmelere yoğunlaştığımız derslerde, asanaların fiziksel faydalarından daha çok bahsetmiştim. Felsefeye biraz ağırlık vermeye başladıktan sonra, derslerde arkaya eğilme asanalarının duygusal faydalarını da dile getirmeye karar vermiştim. Bu nedenle derse değişik bir meditasyon ile başladık. Elleri dua pozisyonunda (anjali mudra) birleştirip baş parmakları kaşların arasına koyup bu pozisyonda meditasyon yaptık. Nefes alırken hayatta minnet duyduğumuz bir şeyi düşünüp bir anlığına nefesi tutup verirken içimizdeki korku ve endişeyi de bıraktık. Bu şekilde kalbe biraz huzura kavuşturduk.
Özel derste birkaç meditasyona daha odaklanmıştık. Bunlardan bir tanesi, burundan derin nefes alıp ağızdan tümünü vermek sonra burundan derin nefes alıp burundan tümünü vermek şeklindeydi. Burundan nefes verirken zihinden “Sat Nam” (Ben Gerçeğim/Gerçek Benim Kimliğimdir) mantrasını geçirmekti. Bu meditasyondaki amaç içimizdeki tüm düşmanca duyguları yenmek ve bu duyguları sevecenliğe çevirmekti. Karın nefesi çalıştıktan ve bu çalışmada özellikle nefes vermeye odaklandıktan sonra, kalp çakrasını açmak için kolları düz bir şekilde önde birleştirip nefes verirken yanlara açmıştık. Böylece göğüs kafesi biraz daha esnemişti. En son “hummm” (biz) mantrasını söylemiştik ve “vinyasa” akışlarına başlamıştık.
Asana boyutunda göğüs kafesini, omuzları ve üst bacak kaslarını esneten duruşlara ağırlık vermiştik. Zirve duruşu “urdhva dhanurasana” (köprü) olacaktı. Bedenin zirve duruşu için gerekli olacak bölgelerini, “tadasana”da (dağ duruşu) geriye eğilerek, “bhujangasana”da (kobra) uzun bekleyerek, “ashva sanchalanasana” (yüksek hamle), “uttan pristhasana” (kertenkele), “half saddle” (yarım eyer), “urdhva mukha svanasana” (yukarı bakan köpek), “camatkarasana” (vahşi şey) ve “sphinx” (sfenks) ile esnetmiştik.
Sıra zirve duruşuna geldiğinde benim aklıma da değişik bir fikir gelmişti. Madem ders boyunca felsefeye ve duygulara odaklanmıştık zirve duruşunu da şimdiye kadar yaptığımızdan farklı bir şekilde yapacaktık. Dersin teması, geriye eğilmek, sevgi enerjisini arttırmak, korkuları yenmek ve sevecenlik yaymaktı. Peki neden “köprü”ye ayaktan düşerek bilinmeze doğru gitmek korkusunu yenmek üzerine çalışmıyorduk? “Korku”, “yenmek”, “arkaya eğilme”, “urdhva dhanurasana”… Daha ne olsun?
Özel ders olduğu için öğrencinin yanına yerleştim. Elimi beline koydum. Derin nefes aldı, omurgasının tüm kıvrımlarını düzleştirip omurgasını yukarı iyice uzattıktan sonra (aksiyel ekstansiyon) omuzlarını geriye yuvarlayarak köprüye düştü. Köprüye yerleştiğinde, elimi belinden çektim ve öğrenci bilinmeze gitmenin ve köprü kurarak göğüs kafesini esnetmenin keyfini çıkardı. Dersin sonu malumdu. İki öne eğilme ve iki burgu ile omurgayı dengeledikten sonra dersi “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile sonlandırmıştık.
Grup dersinde ise, sadece elleri dua pozisyonunda birleştirip iki kaşın arasına yerleştirerek meditasyon yapmıştık. Sonrasında bağdaşta oturarak “garudasana” (kartal) kolları ile kürek kemiklerinin arasını esnetmiş ve omuz kuşağını rahatlatmıştık. Yine aynı bölgeyi esnetmek için elleri geride birleştirip öne eğilirken kolları bedenden uzaklaştırmıştık. En son “gomukhasana” (inek başı) duruşunun kol esnetmesi ile omuz kuşağını iyice rahatlatmıştık.
Isınmaya dört ayak üzerinde devam etmiştik. “Vyaghrasana” (kaplan) ile kalp bölgesini esnetip “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi) ile omurgayı iyice hareketlendirmiştik. “Vinyasa”larla (akış) bedeni iyice ısıttırken, aralara göğüs kafesini ve üst bacak kaslarını esnetmek için “bhujangasana” (kobra) , “ashva sanchalanasana” (yüksek hamle), “uttan pristhasana” (kertenkele), “half saddle” (yarım eyer), “urdhva mukha svanasana” (yukarı bakan köpek), “camatkarasana” (vahşi şey) ve “sphinx” (sfenks) duruşlarını eklemiştik. Göğüs kafesini daha çok esnetmek için “tadasana” (dağ) geriye eğilmiştik. Omuz kaslarını esnetmek için ise “uttanasana”da (ayakta öne eğilme) elleri arkada kenetleyip bedenden uzaklaştırmaya çalışmıştık. Kalp çakrasını iyice açmak için “salambhasana” (çekirge) duruşunun varyasyonlarını denemiştik. Sadece kolları kaldırmak, sadece bacakları kaldırmak, hem kol hem bacakları kaldırmak, kolları yüzer gibi bedenin yanına çekmek ve sonra tekrar öne getirmek, ve teslim olmuş gibi kolları dirsekten bükerek bedenin yanına çekmek ve tekrar öne getirmek…
Grup dersinin zirve duruşu “dhanurasana” (yay) idi. Bu duruşta da seçenekler vardı. Sadece bacakları kaldırmak, sadece göğüs kafesini kaldırmak, ikisini birden kaldırmak. Hatta ikisini birden kaldırıp birkaç nefes bekledikten sonra, bedeni sağa ve sola düşürmek (parsva dhanurasana–yan yay duruşu)…
Tüm bu geriye eğilmeleri yapıp, göğüs kafesini açıp kendimizi ve çevremizi daha çok sevmeyi deneyimledikten sonra “dandasana”da (asa duruşu) omurgayı dengeleyip “janu sirsasana” (diz başa duruşu) ile omurgayı öne eğdik. En son “marichyasana” (Bilge Marichy duruşu) ile omurgayı burup rahatlattık. Sırt üstü yatıp bacakları dize çekip omurgayı sağa sola yuvarladıktan sonra (apanasana), “jathara parivartanasana” (karından burgu) ile bedeni iyice gevşettik. Sıra uzun bir “savasana” ile dinlenmeye gelmişti.
“Savasana” sonrası bağdaşta oturup dersin başında yaptığımız meditasyonu yapmıştık. Derin nefes alıp minnettar olduğumuz bir şeyi düşünüp nefesi tutup sonra nefesi verirken herhangi bir korkumuzu da bedenden atmak… Özel ve grup derslerini nasıl bitirmiştik? Hayatımızdan korku ve endişeyi atıp yerine sevecenlik getirmeyi dilemiştik. “Anahata çakra” aracılığıyla, “ben”i öldürüp “biz” olabilmek ve bizden üstün olan güç ile bağlantı kurarak bireysel bilinçten kutsal sevgiye geçiş yapmak…

aman dikkat!

Standard

Geçen hafta uzun bir kardiovasküler çalışma sonrasında yin yoga yaparak bedenimi esnetmeye ve rahatlatmaya karar verdim. İki senedir haftanın en az üç günü en az bir buçuk saat boyunca yin yoga yapmaktayım. Yin yoga nedir diye soracak olursanız; bir asanada en az iki dakika bekleyip bağ dokularına kadar esnemek… Kasları kasmayıp bedeni gevşek bırakınca, derin bağ dokularına kadar esniyorsunuz ve zaman içinde bedende inanılmaz değişiklikler gözlemleyebiliyorsunuz. Bende de aynısı oldu. Günden güne bedenim daha çok esnedi ve yin yogaya ilk başladığım günlerdeki gibi asanalarda üç dakika beklemek bana yetmemeye başladı. Üç dakika oldu beş dakika; beş dakika oldu yedi dakika; yedi dakika oldu on dakika… Ve geçen haftaya bu şekilde girdim.

2009-2012

Bir saatlik kardiovasküler çalışma ve yarım saatlik ağırlık antrenmanı sonrası yoga matıma (minderi) oturdum. “Half butterfly” (yarım kelebek) duruşuyla omurgamı öne eğerek başlamak istedim. Amacım bu kadar yang bir çalışma sonrası içime dönmek ve sakinleşmekti. Kulağımda her zamanki gibi en sevdiğim melodiler… Gel keyfim gel… Bıraktım kendimi. Bedenim hangi aşamadaysa, oradan başladım duruşa. Kabullendim bedenimin o anki halini, ne bir gün öncesiyle ne de günler öncesiyle kıyasladım. Belki bir gün önce omurgamı daha çok bükebilmiştim ve şimdi daha yukardaydım. Sorun değildi. Bedenimi teslim ettim ve bedenimin duruşa yavaş yavaş girmesine izin verdim. Bir süre sonra bacağımın üzerine tamamen kapanmıştım. Kulağımdaki melodiler de beni iyice içime döndürüyordu. Ne kadar zaman geçti bilmiyordum. Gözümü açtım ve saate baktım. Bir de ne göreyim? On dakikadır aynı şekilde duruyormuşum. Yavaş yavaş duruştan çıktım. “Half butterfly”, asimetrik bir duruş olduğu için diğer tarafta da on dakika beklemeliydim. Bu sefer daha temkinliydim. Arada bir saate göz atıyordum. On dakika tamamlandıktan sonra, omurgamı fleksiyona sokmuş, bedenimi öne eğmiş, teslim olmuş ve içe dönmüştüm.

Sırada bir arkaya eğilme vardı. Bedenimi geriye eğerek, omurgamı ekstansiyona sokarak biraz dışa dönmeliydim. Yirmi dakika boyunca öne eğildikten sonra, sinirlerim alınmış gibi hissediyordum. Biraz açılmam ve ayılmam gerekiyordu. “Half saddle”da (yarım eyer) karar kıldım. Bu asanayı seçmemim bir sebebi de fizikseldi. Bir saat yürüyüşten sonra bacaklarımın önündeki kuadriseps kaslarımı esnetmek istiyordum. Yine asimetrik bir duruştu. Beş dakika bir tarafta, beş dakika da öbür tarafta bekleyecektim. Omurgamı arkaya eğdiğim için ve bel bölgesine biraz yük bindiği için bu duruşta sadece beş dakika kalmaya karar vermiştim. Gözlerimi yine kapattım. Yine de tepedeki ışıklar gözümün içine içine giriyordu. Bunun üzerine havlumla yüzümü kapattım. Kulağımda melodiler, gözlerim kapalı… Duyularımı susturmuştum. Güya biraz daha dışa dönük bir asanaydı ama ben yine içe dönmeyi başarmıştım. Kaç dakika geçti bilmiyordum yine. O kadar rahattım ki!. Uyuduğumu sanmayın sakın. Uyumuyordum. “Savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) misali. Orada duyularım suskun, zihnim suskun, bedenim rahat. Takılıyordum işte. Yüzümden havluyu kaldırıp saate baktığımda gözlerime inanamadım. Tam on dakikadır “half saddle”da bekliyormuşum. “Half saddle”da asimetrik bir duruş olduğu için diğer tarafta da on dakika bekledim.

O günkü pratiğime eklediğim diğer asanalar, “dragonfly” (helikopter böceği), “frog” (kurbağa), “sleeping swan” (uyuyan kuğu), “square” (kare), “melting heart” (eriyen kalp), “sphinx” (sfenks), “seal” (fok balığı), “sarvangasana” (omuz duruşu), “halasana” (saban duruşu), “karnapidasana” (kulak basıncı duruşu), “setu bandhasana” (yarım köprü) ve “cat tail” (kedi kuyruğu) idi.

O gün yoga çalışmam iki saat sürmüştü çünkü duruşlarda uzun süre beklemiştim. O kadar huzurluydum ki, “savasana”da iyice gevşemiştim ve bedenimi teslim etmiştim. Bedenim yerde iyice ağırlaşmıştı. Sanki o beden benim bedenim değildi. Uzun bir derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu sonrası, o günkü pratiğimi sonlandırdım. Her şey çok güzeldi; ta ki ertesi güne kadar.

Ertesi sabah kasığımda bir ağrı ile uyandım. Evet, doğru tahmin ettiniz. Aşırı esnemekten üst bedenimiz ve alt bedenimiz arasında geçiş noktasında bulunan “iliopsoas” kasımı incitmiştim. Yani “half saddle”da gevşemek ve kendimden geçmek bana pek yaramamıştı.

Peki, bu kası zedelememin bana ne gibi bir zararı oldu? Bu kas, üst beden ve alt bedeni birleştirdiği için en basitinden yürümek bile zor hale geldi. Adım atarken, karın kaslarını çalıştırırken, bacakları 90 derece yukarı kaldırırken, merdiven çıkarken hep bu kası kullandığımız için hayatım biraz kısıtlandı.

Böyle bir durumda ne yapmak gerekir? Durup dinlenmek ve sakatlığın geçmesini beklemek. Ben böyle bir şey yapar mıyım? Maalesef hayır. Günlük kardiovasküler çalışmalarıma, yoga derslerime ve kendi pratiğime devam ediyorum. Ancak arkaya eğilmelere ara verdim. Bu kasımı daha da germek ve zedelemek istemiyorum. Bu nedenle bacağımın önündeki kasları esneten duruşlardan uzak duruyorum. Bir süreliğine bu asanalara ara verdim. Benim için bu bile büyük bir adım.

Bundan ne gibi bir ders çıkarmalıyım? Ya da ders çıkarsam bile dinler miyim acaba? Bundan şüpheliyim. Ama ne gibi bir ders çıkardım? Yin yoga eğitimi sırasında, öğretmenimizin bir derste söylediklerini hatırladım. “Yin yoga, anne sevgisi ve şefkatiyle ilintilidir. Şimdi, şu an, bu duruşta beklerken bir gözlemleyin kendinizi. Bedeninize nasıl davranıyorsunuz? Bir anne gibi şefkatli mi yoksa acımasızca mı? Bir annenin çocuğuna yaklaştığı gibi, bedeninize şefkat, sevgi ve yumuşaklıkla mı yaklaşıyorsunuz yoksa bir savaşçı gibi kendinizi zorluyor musunuz? Bu duruşta ayaklarınız acıdıysa, o acıyla kalmaya devam mı ediyorsunuz? Malum savaşçısınız ya… Yoksa ayaklarınızın altına battaniye koyup acıyı dindiriyor musunuz? Anne şefkatiyle… Hangisi?” Benim hangisi olduğum belli. Ya siz hangisisiniz?

başka ne isteyebilirdim ki?

Standard
Yoga eğitmeni olmanın en zor yanlarından biridir kendi pratiğine zaman ayıramamak… Bazen dersler o kadar çok üstüste gelir ki, bir de bakmışsınız bir iki haftadır yoga matınızın (minderi) üzerine geçememişsiniz. Ya da kendi kendinize yoga yapıyorsunuzdur; biraz içinize dönmek istemişsinizdir; kendinizle baş başa kalmak istemişsinizdir ama biri yanınıza gelir ve sizinle yoga yapıp yapamayacağını sorar. İşte tüm bunlar yoga eğitmeni olmanın cilveleri… Ama tatlı cilveleri…
2009-2010 tum fotolar 309
Son zamanlarda yoğunlaşan derslerimden dolayı yoga pratiğim biraz sekteye uğradı. Malum yaz mevsimi… İki arada bir derede kaldım desem yeridir. Havalar sıcaklaştı. Güneş insanın içini ısıtıyor. Ben de güneşi çok seven ve yaz mevsimine aşık birisi olarak ister istemez bu havadan çok etkileniyorum. Üye olduğum spor tesisine gittiğimde hep kararsız kalıyorum. Bir saat kardiovasküler çalışmamı tamamlayıp hemen ardından havuz başına mı gitsem yoksa tembellik etmeyip yoga mı yapsam? Tabii ki bu kararı verdikten sonra ne tarz bir yoga yapsam sorusuyla karşı karşıya kalıyorum. Malum bir terazi olarak oldukça kararsız bir insanım. Kendimce şöyle bir çözüm buldum. Kardiovasküler çalışmanın ardından, önce akış yoga yapıyorum ve özellikle arkaya eğilmeleri ve ters duruşları çalışıyorum. Sonra yavaş yogaya geçiyorum. Hem asanalarımı hem de tavrımı “yin”leştirip, yavaşlatıp sakinleştiriyorum. Bir de sevdiğim müzikleri dinledim mi, keyfime diyecek yok.
Yine böyle bir gündü. Kardiovasküler çalışma ve ağırlık antrenmanından sonra mindere geçtim. Kırk beş dakika kadar ters duruşlara ağırlık verdim. Yazılarımı takip ediyorsanız, bu aralar ters duruşlara yoğunlaştığımı da biliyorsunuzdur. Yani ters duruşlar benim “olmazsa olmaz”ım. “Sirsasana II” (tripod kafa duruşu), “pincha mayurasana” (ön kol duruşu) ve “adho mukha vrksasana”yı (kol duruşu) ardı ardına denedim. “Pincha mayurasana”dan “bakasana”ya (karga) geçmeye çalıştım. Belki on beş, yirmi kere denedim duruşları.
Yorulduğumu hissettiğim an yin yogaya başladım. Oturdum minderin üzerine. Kardiovasküler çalışma sonrası çok çalışan kaslarımı esnetmeye karar verdim. Özellikle ön bacak ve arka bacak kaslarım, kalçamın içi ve dışındaki kaslar… Bir de omurga… Ön bacak kaslarım için “half saddle” (yarım eyer) ve “saddle” (eyer), arka bacak kaslarım için “half butterfly” (yarım kelebek) ve “caterpillar” (tırtıl), kalçamın içindeki kaslar ve kasık kaslarım için “dragonfly” (helikopter böceği) ve “frog” (kurbağa), kalçamın dışındaki kaslar için “sleeping swan” (uyuyan kuğu) ve “square” (kare) duruşlarını yaptım. Omurgamı esnetmek ve rahatlatmak için de “butterfly” (kelebek) ve “twisted roots” (dönmüş kökler) burgusunu çalıştım.
Her bir duruşta beşer dakika kaldım. Eğer asimetrik bir duruşsa, her bir tarafı yaparken duruşta beş dakika bekledim. Kulağımda sevdiğim melodiler… Gözlerimi kapattım ve ardı ardına yoga çalışmamı yaptım.
Arkaya eğilmeleri yaparken bedenim her ne kadar uyansa bile, öne eğilmelerde içime kapanıyordum. Öne eğilmeler, bilindiği gibi, kişiyi içe döndüren, kendini daha çok dinlemesine neden olan ve meditasyona hazırlayan duruşlardır. O gün arka arkaya öne eğildim. Gözlerim kapalı, kulağımda sevdiğim melodiler… Gözlerim sanki mühürlenmiş gibiydi. Kirpiklerim birbirine yapışmış da açılmıyordu sanki… İyice içime dönmüştüm ve hiç de uyanmak istemiyordum.
Kalça açıcı duruşlar olan “sleeping swan” ve “square” çalışırken de, hep öne eğildim. Diyorum ya başımı kaldırmak bile istemiyordum. Hep kendimi dinlemek istiyordum. Meğer bedenim, ruhumun ve zihnimin böyle bir çalışmaya ne çok ihtiyacı varmış. Hep bir koşturmaca içinde kendimi unutmuşum. Zihnim hep yorgun, bedenim hep bir acele içindeymiş.
Kendi pratiğimi yapıyordum yapmasına ama yanımda birileri olduğunda onları da gözlüyordum, uyarılarda bulunuyordum. Eğitmen olmanın bir cilvesi diye nitelendirebilirsiniz. Birileri yanınıza gelip de “sizin yanınızda sadece size bakarak ben de yoga yapabilir miyim?” diye sorduklarında, “neden olmasın? tabii ki!.” diye yanıt veriyorsunuz. Sonuçta amacımız yogayı sevdirmek ve yaygınlaştırmak. Ama eğitmen olduğunuz için, “ben kendi pratiğimi yapayım. Yanıma gelen kişiler de bana bakıp yapsınlar.” diyemiyorsunuz. Bir bakıyorsunuz, yanınızdaki kişinin dizi çok yanlış bir konumda. O şekilde devam ederse, dizini sakatlayabilir. Hemen uyarıda bulunuyorsunuz. Belki siz o an ders vermiyorsunuz ama yine de öğretmenlik böyle bir şey. “Aman ne olursa olsun canım” diyemiyorsunuz. Boşveremiyorsunuz. Kendinizi yanınızdaki kişiye karşı sorumlu hissediyorsunuz. Yine daldınız diyelim kendi deneyimlerinize, içinize döndünüz diyelim bir asanada. Bir an aklınıza geliyor ve gözlerinizi açıp yanınızdaki kişiyi kontrol ediyorsunuz duruşunda bir yanlışlık var mı diye.
O gün tüm bunlardan uzak bir yoga deneyimiydi. Yalnızdım. Yanıma kimse gelmemişti. Bedenim, zihnim, ruhum, nefesim hepsi bir ve bütündü ve ben içime dönmüştüm. Uzun zamandır böyle bir yoga deneyimi yaşayamamıştım. “Twisted roots” burgusu sonrası “savasana”ya (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) yattığımda ve gözlerimi kapattığımda, bedenimi tamamıyla yerçekimine bırakabilmiştim. Bedenim iyice ağırlaşmıştı. Sadece nefeslerimi hissediyordum. Bacağım sanki benim bacağım değildi, kolum sanki başkasının koluydu. Yere iyice yayılmıştım ve yerçekiminin etkisiyle bedeni teslim etmiştim toprağa. Ruhum ise özgürdü sanki. Ne dışardaki koşuşturma ve çevreme gelip giden insanlar ne de yüksek sesle çalan müzik… Kopmuşum…
“Savasana”dan uyandığımda, yakın bir arkadaşım yanımda bekliyordu. “Sen burada dinlenirken, yanına geldim. Gözlerin kapalıydı ama yine de elimi kolumu salladım. Özellikle ellerimi göz hizanda salladım aç gözlerini bana bak diye. Ama sen hiç hissetmedin. Ölü gibi yatıyordun” dedi.
Yogayı hiç bilmeyen birisine bu sözleri söyleseniz korkabilir ama bu sözler beni çok mutlu etti. Özellikle “ölü gibi yatıyordun” cümlesi… İstediğim de buydu zaten. Bedenimi ağırlaştırıp teslim etmek ve tamamen gevşemek… Bedenimin, zihnimin ve ruhumun bir ve bütün olması… İçime dönmek ve kendimi dinlemek… Başka ne isteyebilirdim ki?