Tag Archives: anjaneyasana

ruhun zihinle savaşı…

Standard

Yogada neden savaşçı duruşu (virabhadrasana) ve savaşçı dansçı gibi savaş üzerine “asana”lar (duruş) ve akışlar olduğunu merak eden ve bu konuda sorular yönelten öğrencilerle sık sık karşılaşıyorum. Yoga gibi sevgi ve huzur üzerine eğilen bir felsefede nasıl oluyor da “savaşçı” duruşları ve dansı olabiliyor? Ya da yoganın yazılı belgeleri arasında “Bhagavad Gita”daki (Efendinin Şarkısı) savaş? Aslında tüm bu savaşlar zihin ve ruh arasında… Ve yogada verilen tüm mücadele zihin ile ruhu bir araya getirebilmek için…

20150202_104809

Geçenlerde derse gittiğimde öğrenciler değişik bir şey çalışmak ve daha önce bir kere yaptığımız “savaşçı dansı”nı yeniden yapmak istedikleri söyledi. Daha önce bu dansa çalışırken bedeni “yin yoga” (duruşlarda en az üç dakika bekleyip kasları ve derin bağ dokularını esnetmek) ile hazırlayıp sonra dansı birkaç bölüme ayırarak çalışmıştık. Bu defa “vinyasa” (akış) ile hazırlanmak ve dansı öyle denemek istedim.

“Savaşçı dansı”, denge, hamle duruşları ve hamle ile çömelme arası duruşları içeren bir “yang” (akışlı, eril enerjinin yoğun olduğu) bir çalışmaydı. “Surya namaskara” (güneşe selam) serileri ile bedeni ısıttıktan sonra “vinyasa”ların arasına “ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle), “anjaneyasana” (alçak hamle), “prasarita padottanasana” (bacaklar ayrık öne eğilme) ve “water bug” (su böceği) duruşları ile kasık kaslarını esnettik. Dansın başında savaşçı ataklara başlamadan önce tek bacak üzerinde durup gücünü toplayıp atak yapacağı için tek bacak üzerinde dengeli bir şekilde durmaya çalıştık. Geriye çekilmeler de hamle duruşu ile çömelme arası bir duruş olduğu için bu duruşlara da “yin yoga”nın “golden seed” (altın tohum) dansı ile hazırlandık.

Neden savaşçı? Neden savaş? Yoganın yazılı kaynaklarından “Bhagavad Gita” da bir savaş üzerinedir. Her ne kadar bir destan olsa da ve her ne kadar gerçek bir savaşı anlatıyormuş gibi gözükse de, aslında “Bhagavad Gita” zihin ile egonun savaşı üzerinedir. Destan, M.Ö. 3102 yılında Padava ve Kaurava aileleri arasında geçen bir savaşı anlatmaktadır. O gün derste dans için hazırlanırken bir anda bu destan aklıma geldi ve dansı bu şekilde anlatmaya ve anlaşılır kılmaya karar verdim.

“Şöyle bir durum hayal edin. Bir karar vermeniz gerekiyor ama kalbinizle yani ruhunuz ile zihniniz farklı şeyler düşünüyor. Kalbiniz ile zihninizin savaşını düşünün. Sürekli çekişmesini… Hangisi kazanacak? Ya da hangisinin söylediği daha doğru?” “Önce tek ayak üzerinde atak yapmadan sağlam durun. Gücünüzü toplayın ve ataklara başlayın. Üç ataktan sonra geri çekilip düşmanınızın ne yaptığına bakın. Kalpten karar vermeyi tercih ettiyseniz düşmanınız zihin.. Bir gözünüz geride olsun. Her an oradan size doğru bir hamle gelebilir. Ve sonunda tekrar tek ayak üzerinde dengede durun ve sonucu izleyin.”

Tıpkı Mahatma Gandhi’nin yorumuyla “Bhagavad Gita”da “Lord Krishna”nın bilinci, “atları kamçılama”nın arzuları kontrol altına almayı, “araba”nın bedeni, “Arjuna”nın egoyu, “arabanın tekerleri”nin zamanı ve “savaş”ın yaşamın kendini temsil etmesi gibi “savaşçı dansı” da yaşamın içinde ruhumuz ile zihnimizin savaşını anlatmaktaydı. Kararlarımızı kalbimizle mi yoksa mantığımızla mı vereceğiz? Kararlarımızı ruhumuzla mı yoksa zihnimizle mi vereceğiz? Ya da ruhumuzla mı hareket edeceğiz yoksa “ego”muz “bilincimiz” mi bizi yönlendirecek? İşte tüm savaş bunun üzerineydi…

Reklamlar

rahat ama sağlam

Standard

Geçtiğimiz hafta bir grup dersinde denge ve esneklik gerektiren bir “asana” (duruş) denemiştik. “Natarajasana” (dansçı duruşu)… Derse giren öğrenciler spor yapmayı, yürümeyi, koşmayı, değişik grup etkinliklerine katılmayı sevdiklerinden dolayı kasları oldukça gergindi ve o yüzden bu duruşu denerken oldukça zorlandılar. Tam duruşu denediğimiz sırada aklıma bir fikir geldi ve bu fikri bir sonraki hafta birbirini takip eden iki gün boyunca denetmeye karar verdim.

Photo

İlk günkü dersimizde “ardha chandrasana” (yarım ay duruşu) deneyecek ve “natarajasana” için özellikle esnetilmesi gereken kalça fleksör kaslarını açacaktık. Ertesi günkü dersimizde de “natarajasana” duruşunu deneyecektik. Her iki duruş da denge duruşu olduğu için bedeni dengelere hazırlamış olacaktık. Yine her iki duruşta da göğüs kafesini, bacağın önündeki kalça fleksör kaslarını ve bacağın arkasındaki hamstring kaslarını esnetecektik. “Natarajasana” duruşunun bir ileri şeklini de deneyecektik ve bunun için ek olarak omuz kuşağını açacaktık.

İlk günkü dersimizin ilk yarısında birkaç denge duruşu, kalça fleksör kaslarını esnetmek için “ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle), “anjaneyasana” (alçak hamle), “ardha bhekasana” (yarım kurbağa duruşu), “half saddle” (yarım eyer duruşu) ve “cat pulling its tail” (kedi kuyruğu) duruşlarını yaptık. Göğüs kafesini açarken kalçanın önündeki “iliak kemiklerini” üst üste getirebilmek için “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı) ve “parsvakonasana” (yan açı duruşu) yaptık. Beden zirve duruşu için iyice hazırlandığında da önce “ardha chandrasana”nın yukardaki bacak düz bir şekilde olduğu şeklini ve ikinci denememizde de havadaki bacağı dizden büküp elimizle yakaladığımız şeklini denedik.  Duruşu denerken asla ödün vermeyeceğimiz nokta göğüs kafesinin ve iliak kemiklerinin yana doğru dönmesi, omuzların üst üste gelmesiydi. Eğer bu noktalarda doğru hizalanma olmadıysa, o zaman kemer ve blok gibi yardımcı ekipmanlardan faydalanmak gerekiyordu. Göğüs kafesini ve kalçalarını tam olarak döndüremeyen öğrenciler yardımcı ekipmanları kullanarak duruşu bir kez daha denedi.

Ertesi gün beden bir gün önceki dersten dolayı biraz esnemiş ve hazır sayılırdı. “Natarajasana” için ek olarak göğüs kafesini ve omuz kuşağını biraz daha esnetmek istemiştim. “Bhujangasana” (kobra duruşu), “urdhva mukha svanasana” (yukarı bakan köpek), “supta virasana” (yerde kahraman duruşu), “broken wings” (kırık kanatlar duruşu), “anjaneyasana”da kolları geriye doğru döndürüp arkadaki dizi büküp ayağı yakaladığımız duruş, “eka pada raja kapotasana”da (kral güvercin duruşu) arkadaki dizi büküp ayağı dirsek içine yerleştirip kolları geriye döndürüp yakaladığımız duruş zirve duruşundan önce bedeni hazırladığımız “asana”lardı.

“Natarajasana”yı önce en basit şekliyle yaptık. Arkadaki dizi büküp elimizle ya da bir kemerle yakaladığımız şekliyle… İkinci denememizde arkadaki ayağı aynı taraftaki dirsek içine yerleştirmeyi denedik. Eğer ayağı dirsek içine yerleştirebildiysek, diğer kolu omuzdan geriye doğru döndürmeyi ve iki eli başın arkasında buluşturmaya çalıştık. Adım adım ilerliyorduk. Önce bir aşamaya geliyor, orada rahatsak bir sonraki aşamaya doğru ilerliyorduk. Denedik, deneyimledik ve bedenimizin elverdiği noktada kaldık. Zorlamadan, olduğumuz yeri kabul ederek…

Her zaman söylediğimiz gibi, yoga fiziksel bir etkinlik değildi. Yoga dersine geldiğimizde sadece bedensel ve kas gücümüzle bir şeyler yapmaya çalışırsak, kendimizi zorlarsak ve başarmak için bedenimizden ödün verirsek, yaptığımız şey yoga olmazdı ve biz de zaten o “asana”yı yaptığımızı sansak bile yapmış olmazdık. Yoga “sutra”larından biri der ki: “Stira sukham asanam”… Yani bir yoga duruşu kolay, basit, rahat olduğu kadar güçlü, sağlam ve dayanıklı olmalı… Zirve duruşumuzu yaparken, o duruşu tüm bedenimiz, ruhumuz yani nefesimiz ve zihnimiz ile uyumlu bir şekilde sanki çok basitmişçesine huzurlu ve rahat sergilemeli ama aynı zamanda o duruş içinde en az beş nefes beklerken temelimiz sağlam, güçlü ve dayanaklı olmalı… Yüzümüzde bir gülümseme, nefesimiz sakin ve dingin, bedenimiz ise çok rahat ve sağlam gözükmeli… İşte o zaman gerçek anlamda “yoga” içindeyiz demektir.

yin ve yang

Standard

Uzun zamadır derslerde hep karın güçlendirici akışlara ve ters duruşlara ağırlık vermişiz. Nedense mevsimlerden yazsa ve hava sıcaksa hemen hemen herkes derslerde yoğun akışlar yapmak ve derse ayırdıkları süre içinde azami fayda sağlamak istiyor. Bu dönemlerde bedeni esnetmeyi unutuveriyoruz. Tabii ki beden esnetilmeye başlandığında da ne kadar çok ihmal edildiğini bize hemen hatırlatıyor.

2009-2010 tum fotolar 309

Geçen hafta sonbahar gündönümü haftası olduğu için birkaç grup dersimde “surya namaskara” (güneşe selam) serilerine ve karın güçlendirici hızlı akışlara odaklanmıştık. Derslerin birindeyse gruptakiler bedenlerini esnetmek istediklerini söyledi. Yalnız “yin yoga” gibi uzun beklemeli duruşlar değil daha dinamik tarzda bir esnetme dersi istediler.

Başlangıç meditasyonu sonrasında bağdaşta omurgayı sağa ve sola esneterek (lateral esneme) başladık. Omurgayı öne eğdikten sonra dizlerimizin üzerinde “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi) yapıp omurgayı burguyla rahatlattık.

Öğrenciler dinamik tarzlı bir esnetme istedikleri için yerdeki burgudan sonra “adho mukha svanasana”ya (aşağı bakan köpek) geçtik. Bu duruşta baldır kaslarını esnettik ve dizleri büküp düzelterek bacak arkasındaki “hamstring” kaslarını uzattık.

Ders boyunca ayakta “lateral esneme”, “uttanasana” (ayakta öne eğilme), “parsvakonasana” (yan açı duruşu), “ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle), “anjaneyasana” (alçak hamle), “eka pada raja kapotasana” (güvercin duruşu), “square” (kare duruşu), “gomukhasana” (inek başı duruşu) ve bu duruşta “garudasana” (kartal) duruşunun kol şeklini yaptık. “Upavistha konasana” (oturarak açı duruşu) ve sonrasında burgu ile dersi tamamladık.

O gün duruşlarda uzun süre beklemeyeceğimiz için öğrencilerle birlikte ben de kendimi akışa bıraktım. Gözlerimizi kapatarak yerde omurganın ısınmasını fark ettikten sonra aşağı bakan köpekte arka bacak kaslarımızın ne kadar da gergin olduğunu gözlemledik. Dinamik esneme yaparken bir duruştan bir duruşa nefeslerle birlikte dans eder gibi geçtik. Duruşlar kesintiye uğramadan tıpkı bir dans gibi bir ders olmuştu.

Duruşları yaparken ne kadar uzun süredir hızlı derslere ağırlık verdiğimizi düşündüm. Akış dersleriyle bedeni güçlendiriyoruz elbette ama peki bedenin esnekliği? Hani bedenimiz esnediğinde zihnimiz ve düşüncelerimiz de esniyordu? Ne kadar da katılaşmıştık hiç fark etmeden. Eskiden çok rahat yapabildiğim duruşlarda zorlandığımı ve orada birkaç nefes dahi olsa beklemenin ne kadar da zor olduğu gördüm. Beden güçlenmişti güçlenmesine ama biraz da esnemek istiyordu. Yin-yang döngüsünü unutuvermiştim. O dersten sonra yin-yang döngüsünü hem günlük hayatımda hem de derslerimde daima hatırlamaya karar verdim. Hayat sadece heyecanlı anlardan, hızlı akışlardan ve eğlenceden oluşmuyordu; aynı zamanda hayatta dinlendiğimiz anlar, sakin dönemler ve içimize döndüğümüz ve kendi içimizde yaşadığımız zamanlar da vardı. Bunu bana hatırlattıkları için öğrencilerime bir kez daha teşekkür ediyor onların önünde saygıyla eğiliyorum.

 

pusula

Standard

Yoga derslerinde öğrencilerin en çok çalışmak istedikleri bölgeler sırt ve karın kasları… Ya da benim gittiğim yerlerdeki öğrenciler sırt ve karın odaklı ders yapmayı seviyor. Kişisel olarak tekdüze hayatı sevmediğim gibi derslerde de aynı “asana”ları (duruş) yapıp aynı tarz dersler yapmak istemiyorum. Hal böyle olunca da öğrencileri mutlu edecek değişik “asana”lar bulmaya ve çalıştırmaya çalışıyorum. Bulmak derken; bir süredir yapmadığım ve o nedenle de zihnimin derinlerine yerleşmiş “asana”ları hatırlamaya çaba gösteriyor ve derslerde yeni şeyler denemenin yollarını arıyorum.

2014-02-07 19.15.09

Geçen haftaki grup derslerinde öğrenciler sırt odaklı çalışmak istedi. Birkaç öğrenci de kalça kaslarını esnetmek istediklerini söylediklerinde yapacak tek bir şey kalmıştı. İki bölgeyi de çalıştıracak bir zirve duruşu bulmak ve bedeni bu duruşa hazırlamak. O günkü zirve duruşu “parivrtta surya yantrasana” (pusula) olacaktı.

Derse meditasyon ile başladıktan sonra bedeni “surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle ısıttık. “Parivrtta surya yantrasana” için bacağın arkasındaki “hamstring”, kalçayı dışa çeviren kasları ve omuz kuşağını esnetmek ve omurgayı da burguya hazırlamak gerekiyordu. Dersin ilk yarısında “uttanasana” (ayakta öne eğilme), “vrksasana” (ağaç duruşu), “ardha baddha padmottanasana” (yarım lotusta ayakta öne eğilme), “ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle), “anjaneyasana” (alçak hamle), “padangusthasana” (el ayağa uzanmış ayakta öne eğilme), “eka pada raja kapotasana” (güvercin), “garudasana” (kartal), “gomukhasana” (inek başı duruşu), “uttanasana”da, “ashwa sancahalanasa”da, “anjaneyasana”da ve “gomukhasana”da burgu ile bedeni hazırladık.

Zirve duruşunu yapmadan önce “half frog”da (yarım kurbağa) hamstringleri esnetmek için önce öndeki uzun bacağa sonra kasık kaslarını esnetmek için iki bacak arasına esnedik. “Paschimottanasana” (yerde öne eğilme) ile hamstring kaslarını iyice esnettikten sonra “rock the baby” (beşiği salla) duruşu ile kalçayı dışa çeviren kaslarını hazırlamaya başladık. “Rock the baby” sonrasında kalçayla içe ve dışa doğru daireler çizdik. “Parivrtta surya yantrasana” öncesinde “akarna dhanurasana” (okçu duruşu), “krounchasana” (balıkçıl duruşu) yaptık. Bu duruştan hemen sonra sağ bacağı sağ omzun üzerine yerleştirip sağ eli de yere koyduk. Omuz içeri doğru girerken bacağı geriye doğru ittiriyor ve hamstring kasları gerilerek bacak düz hale geliyordu. Bacak düzeldikçe omurga sola doğru dönüyordu. Sol el ile sağ ayağı yakalayıp omurgayı mümkün olduğunca sola doğru çevirdik ve “parivrtta surya yantrasana.” Kimisinin hamstring kasları esnek olduğu için duruşu oldukça iyi sergiledi. Kimisi dizlerini büktü ama duruşu kendi bedeninin elverdiği ölçüde yapmaya çalıştı. Herkes kendi deneyimini yaşadıktan sonra diğer tarafı da yaptık.

“Dandasana” (asa duruşu), “paschimottanasana” ve “setu bandhasana” (yarım köprü) ile omurgayı dengeledik. Dizleri çekip göğüs kafesine sarıldık (apanasana). Sırt üstü yatıp yerde pelvik tilt yaptıktan sonra “ananda balasana” (mutlu bebek duruşu) ile akışı tamamladık. “Savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) sonrasında dersi sona erdirdik.

O günlerde neden pusula duruşu aklıma gelmişti? Bir süredir ülkemizde yaşanan olaylar nedeniyle herkes şaşkın, üzgün ve mutsuz haldeydi. Sanki arabayla uzun yola çıkmış ve anayolda yolumuzu kaybetmiş gibiydik. Pusulamız şaşmıştı. O gün pusula duruşu yaparak beden, ruh ve zihnimizi tekrar bir araya getirmek ve şaşan pusulamızı düzeltmek için yoga yaptık. Ne zaman pusulamız şaşsa yoga bize yol gösterir ve ışığımız olur. Yeter ki beden, ruh ve zihnimiz bir ve bütün olarak yoganın bize sunduklarını iyi algılayıp dinleyebilelim…

herkesi mutlu edebilir misiniz?

Standard

Derslerde öğrencilerle etkileşim içinde olmayı seviyorum. Onların ihtiyaçlarını dikkate almayı ve o ihtiyaçlar doğrultusunda ders yapmayı da seviyorum. Ama kimi zaman öğrencilerden farklı farklı istekler gelebiliyor. Böyle bir durumda da ortada kalıyorum. Bir öğrencinin istediğini dikkate alsam diğer öğrenci kırılabiliyor. Geçen hafta derslerimden birinde tam da böyle bir durumla karşılaştım.

20150202_104809

Derse gittiğimde birkaç öğrenci sınıfa gelmiş ve yerleşmişti bile. Biraz sohbet ettikten sonra o gün özel bir “asana” (duruş) grubu çalışmak isteyip istemediklerini sordum. Öğrencilerden birkaçı kalça açıcı duruşları çalışmak istediğini söyledi. Bir tanesi ise sırt odaklı bir ders tercih edeceğini söyledi. “Çoğunluk kalça açıcı bir seri istiyor. Çoğunluğun istediğini yapsaydın” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Ama böyle bir durumda ne kalça açıcı bir seri ne de sırt odaklı bir ders yapacaktım. Bambaşka bir ders planlarken, birden aklıma bir “asana” geldi. Ve bu “asana”nın hem kalça açıcı hem de sırt odaklı bir ders için biçilmiş kaftan olduğunu fark ettim. Sorun çözülmüştü. Şimdi derse başlama zamanıydı.

Başlangıç meditasyonu sonrasında “surya namaskara” (güneşe selam) serileri ile bedenleri ısıttık. O günün zirve duruşu için bacakların içindeki kasları, kasık kaslarını, bacakların arkasındaki “hamstring” kaslarını ve omuz kuşağını esnetmek gerekiyordu. “Hamstring” kasları için “uttanasana” (ayakta öne eğilme), “padangusthasana” (el parmaklarımızla ayak baş parmağını tuttuğumuz duruş), “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) gibi duruşları kullandık. Bacakların içindeki kaslar için “ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle), “anjaneyasana” (alçak hamle), “prasarita padottanasana” (bacaklar ayrı öne eğilme) ve “half frog” (yarım kurbağa) gibi duruşları yaptık. Omuzları ise “garudasana” (kartal) ve “gomukhasana” (inek başı) duruşlarının kol şekli ile öne eğilirken elleri geride kenetleyerek esnettik.

Sıra zirve duruşuna gelmişti. Zirve duruşunu tahmin edebildiniz mi? “Kurmasana” (kaplumbağa) duruşu… Bu duruşa geçmeden önce “upavistha konasana” (oturarak açı duruşu) ile bacağın içinde kasları ısıttık ve esnettik. Ve “kurmasana”… Zirve duruşunda herkes için en zor kısım omuzların içe doğru dönmesiydi. Öğrenciler duruşu denerken kendi sınırlarını fazla zorlamamalarını ve “asana”da ilerlerken omuzlarını çok zorladıklarını düşündüklerinde bir adım geri çekilmelerini tavsiye ettim.

Zirve duruşundan sonra omurgayı “setu bandhasana” (yarım köprü) ile geriye eğdik. Burgularla bedeni rahatlattıktan sonra “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile dersi sonlandırdık.

Benim için zorlu bir ders olmuştu. Öğrencilerin istekleri doğrultusunda ders yapayım derken birilerini sevindirirken birilerini kıracak hale gelmiştim. Neyse ki o gün tüm öğrencileri mutlu edecek bir ders yapabilmiştim. Ama her zaman bu kadar şanslı olamazdım. Yine de her zaman herkesi mutlu edemeyiz, değil mi? Benim kendi adıma aldığım ders buydu.

her şeye değer!

Standard

Daha önceki yazılarımda bu sene derslerde bir ay boyunca aynı tarz yoga yaparak ve aynı “asana”yı (duruş) çalışarak beden ve zihindeki değişiklikleri gözlemlemeye çalıştığımızı söylemiştim sanırım. Her ay başka bir “asana” grubu üzerinde çalışarak ve belirli bir ya da iki “asana”ya yoğunlaşarak, o “asana” için gerekli olan bölgeleri esnetip güçlendiriyorduk. Bu ay grup derslerimizde geriye eğilmeler üzerine yoğunlaştık. Ve tahmin edebileceğiniz gibi zirve duruşu da, herkesi zorlayan en başlıca geriye eğilme olan “urdhva dhanurasana”ydı (köprü).

2009-2010 tum fotolar 006

Dersin ilk yarısında omuzları, göğüs kafesini ve bacakları bu duruşa hazırlamak gerekirdi. Omuzları dış rotasyona hazırlamalı, kolları güçlendirmeli, göğüs kafesini ve bacakların önündeki kalça fleksör kaslarını esnetmeliydik. Bu hedef bölgeleri “urdhva dhanurasana”ya hazırlamak için bedeni öncelikle “surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle ısıttık. Bedeni ısıttıktan sonra “surya namaskara” serilerinin arasına hedef bölgeleri güçlendirip esnetecek duruşlar eklemeye başladık. “Ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle) ve “anjaneyasana” (alçak hamle) ile bacağın önündeki kasları esnetirken hafifçe omurgayı geriye doğru da eğmeye başlamıştık. Her güneşe selam serisinde “tadasana”da (dağ duruşu) bedeni biraz daha geriye eğerek geriye doğru bakmak ve bilinmeze gitmeyi deneyimliyorduk. Omuzları dış rotasyona hazırlamak ve esnetmek için “uttanasana”da elleri arkada kenetleyip kendi bedenimizin elverdiği ölçüde elleri başa doğru yaklaştırıyorduk. Yine omuzların dış rotasyonuna hazırlamak için “virabhadrasana I” (birinci savaşçı) kollarımızı “garudasana” (kartal) duruşu kol pozisyonuna alıp nefes verirken bacağın içine doğru düz bir omurgayla eğilmiş nefes alırken geriye doğru açılmıştık. “Virabhadrasana II”de ise (ikinci savaşçı) kollarımızı “gomukhasana” (inek başı) duruşunun kol pozisyonunda tutup omuzları dış rotasyonda tutmuştuk. Kollar ise her “surya namaskara” serisinde “phalakasana” (sopa duruşu) ve “ashtangasana” (diz çene göğüs duruşu) ile güçlenmekteydi. Göğüs kafesini biraz daha esnetmek için “bhujangasana”da (kobra duruşu) ve “viparita virabhadrasana”da (ters savaşçı) uzun süre bekledik.

Geriye eğilmelere ilk başladığımız günlerde “setu bandhasana” (yarım köprü) yaptıktan sonra “urdhva dhanurasana” deniyorduk. Gün geçtikçe bedenler alışmaya başladı. Derslerde biraz değişiklik yapmak gerekiyordu. Bunun için “camatkarasana”dan (vahşi şey duruşu) “urdhva dhanurasana”ya düşmeyi ve geriye gitme korkusu ve bilinmeze gitmenin verdiği heyecanla baş etmeyi deneyimlemek için çalıştırmaya karar verdim. Dersin yarısında ısındıktan sonra denettim bu seriyi. Ne yazık ki ilk ders kimse yapamadı. Belki korkular, belki yeni bir şey görmenin ve zihnin onu reddetmesinin bir sonucuydu… Bilemiyorum. O gün yine “setu bandhasana” ve ardından “urdhva dhanurasana” ile zirve duruşunu tamamladık ve bedeni rahatlatıp dengeledikten sonra dinledik.

Bir sonraki derste bir daha denedik. Ve inanın dersten bu seriyi yapabilenler çıktı. Ve beni mutlu eden tek şey… Öğrencilerdeki gelişmeleri görmek… Bedenlerinin çalışmaya nasıl cevap verdiğini görmek… Çok çalışınca, azmedince, kararlı olunca, isteyince her şeyin mümkün olduğunu fark etmek… Çalışarak korkuların üzerine gidip onları bile yenebilmek…

Bu arada öğrenciler gelişmeye devam ettikçe iki dersimizde de aynı duruşu deneyimletmek istemedim. Bir gün “urdhva dhanurasana” bir gün de “ustrasana” (deve duruşu) çalışmaya karar verdim. “Ustrasana” çalıştığımız gün sınıfta bu duruşu çok kolay sergileyebilen varsa bu duruştan “kapotasana”ya (güvercin) duruşuna geçmesini istedim. Ve inanın sınıfta bunu da hakkıyla yapabilen çok öğrenci oldu.

Böylece ben de sorumun ve çalışmamızın sonucunu görmüş oldum. Bir şeye emek verirsek, çok çalışırsak, azmedersek başarabiliriz. Dikkat edin, azmedersek diyorum. Hırs yaparsak demiyorum. Sevgiyle, inançla ve azimle… Kararlılıkla denersek elimizden hiçbir şey kurtulmaz. Gerçekten istersek, inanırsak, sevgiyle yaklaşırsak ve düzenli çalışırsak sonunda hedefimize ulaşabiliriz.

Bu çalışmanın beni mutlu eden en güzel yanı ise öğrencilerin kendilerine inanarak ve çok çalışarak bir yerlere vardıklarını gördüklerinde gözlerine yansıyan ışıktı. Ve sanırım bu her şeye değerdi…

eve dönmek

Standard

Geçenlerde grup dersime giderken o günkü derste kol dengeleri üzerine yoğunlaşmayı planlamıştım. Bazen size de olur mu? Bir şeye karar verirsiniz ama o kararı tam uygulayacakken koşullar öyle bir değişir ki bir türlü kararınızı uygulayamazsınız. Çoğu zaman derslerde bu gibi durumlarla karşılaşırım. Ne zaman ileri seviyede bir ders planlasam, o gün derse bir sürü yeni öğrenci gelir. Bu yeni öğrencilere daha önce yoga yapıp yapmadıklarını sorarım ve bilin bakalım cevap ne olur? Tabii ki o gün ilk yoga dersleridir. Kol denge asanalarından birini zirve duruşu yapmaya karar verdiğim o gün de aynı şey oldu.

2009-2010 tum fotolar 308

Derse ilk defa gelen öğrenciler neredeyse her zaman gelen öğrencilerle eşit sayıdaydı. O yüzden hem eski ve deneyimli öğrencileri hem de yeni öğrencileri mutlu edecek bir ders yapmalıydım. En iyisi öne eğilmelere yoğunlaşmaktı. Ne de olsa omurgamız öne eğilmeye arkaya eğilmekten çok daha alışkın ve yatkındı. Yine de zirve duruşu çok kolay bir duruş olmalıydı. Öğrencileri biraz zorlamalıydı. O nedenle “kurmasana” (kaplumbağa duruşu) iyi bir zirve duruşu olabilirdi. Evet, kesinlikle öyle! Zirve duruşu “kurmasana” olacaktı. Bu duruş için bacakların içini, kasıkları, bacakların arkasını ve omuz kuşağını esnetmek gerekiyordu.

Dersimiz her zamanki gibi “vinyasa” (akış) tarzlı bir ders olacaktı. O yüzden “surya namaskara” (güneşe selam) serileriyle bedeni ısıttıktan sonra serilerin arasına zirve duruşu için esnetilmesi gerekli olan bölgeleri esnetip güçlendirmeye yönelik asanalar ekledik. Bacakların arkasındaki hamstring kaslarını esnetmek için “uttanasana” (ayakta öne eğilme), “padangusthasana” (ayak baş parmağını tuttuğumuz ayakta öne eğilme), “hasta padasana” (elleri ayak tabanının altına koyduğumuz ayaktaki öne eğilme) gibi duruşlar yaptık. Omuz kuşağını esnetmek için “uttanasana”da elleri arkada kenetleyip kolları bedenden uzaklaştırdık; “virabhadrasana I”de (birinci savaşçı) kolları arkada kenetleyip bacakların arasına doğru esnedik, “virabhadrasana II”de (ikinci savaşçı) “garudasana”nın (kartal duruşu) kol pozisyonlarını yaptık ve “parsvottanasana”da (bacaklar ayrı öne eğilme) kolları ters dua pozisyonunda (namaste) tutarak omuzları esnettik.

Bacak içlerindeki kasları ve kasıkları esnetmek için “ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle), “anjaneyasana” (alçak hamle), “parsvottanasana”, “water bug” (su böceği), “prasarita padottanasana” (bacaklar açık öne eğilme) ve “malasana” (dua tespihi/çelenk duruşu) yaptık.

Yere oturduktan sonra bacak arkasındaki ve içindeki kasları esnetmek için “half butterfly” (yarım kelebek) ve “half frog”da (yarım kurbağa) önce uzun tuttuğumuz bacağın üzerine sonra bacakların arasına eğildik. “Mandukasana” (kurbağa) duruşu ile bacak içlerini ve kasıkları biraz daha esnettikten sonra zirve duruşuna biraz daha yaklaşmıştık. “Upavistha konasana” (oturarak açı duruşu) ile bacakların içini esnetip nefes alırken omurları tek tek üst üste koyarak bedenin üst tarafını yerden kaldırıp oturmuştuk.

Sırada zirve duruşu vardı. Bacaklar “V” şeklinde açıkken nefes vererek bacakların arasına öne eğilmiştik. Omuzları geriye doğru yuvarlayıp kolları dizlerin altına yerleştirmiştik. Avuç içleri yere değecek şekilde parmak uçları arkaya bakacak şekilde omuzları biraz daha çevirmeye ve omurgayı biraz daha yuvarlayıp duruşta derinleşmeye çalışmıştık. Ve işte karşımızda “kurmasana”…

O günkü katılımcılar arasında bu duruşu çok kolay yapabileceğini düşündüğüm bir öğrenci vardı. Beden yapısı ve esnekliği sayesinde… Ve tahmin ettiğim gibi oldu. Bir de baktım tam olarak “kaplumbağa duruşu”na yerleşmiş ve orada keyifle duruyor. İçine dönmüş, içine kapanmış ve düşüncelerine çok değer verdiğim bir öğrencimin dediği gibi “gizli bahçesine dönmüş.”

Tüm ders boyunca öne eğildiğimiz için omurgayı arkaya eğilmelerle dengelemek gerekiyordu. “Ardha purvottanasana” (ters masa duruşu) ve “setu bandhasana” (yarım köprü) ile geriye eğilerek omurgayı rahatlatmıştık. Yere uzandıktan sonra ayak tabanlarını yere basıp yerde “pelvik tilt” ile omurgayı biraz daha rahatlatmış ve dizleri göğüs kafesine çekip omurgayı sağa sola ve öne arkaya sallamıştık (apanasana). Artık sırada “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) vardı.

Dersi uzun bir dinlenme ile tamamlamıştık. Öğrenciler “savasana”dan kalkıp “sukhasana”ya (kolay oturuş/meditasyon oturuşu) yerleştikten sonra derste öne eğildiğimizi, içimize döndüğümüzü ve kendi içimizde beden-ruh-zihin bütünlüğü içinde bir ders geçirdiğimizi söyledim. Tam o sırada gözlerimin önüne “kurmasana”yı tam olarak yapabilen öğrenci geldi ve dudaklarımdan şu cümleler döküldü: “Nasıl ki bir kaplumbağa zora düştüğünde ve korktuğunda kabuğuna çekilir, içine kapanır ve evine döner; sizler de bugün kabuğunuza çekildiniz, içinize kapandınız ve evinize döndünüz. Beden, ruh ve zihin bir ve bütün halde ve evinizde… Gizli bahçenize döndünüz… İçinizdeki geçmişi, yaşananları, duyguları ve düşünceleri tekrar yaşayıp belki de temizlenip arındınız… Belki de hala gizli bahçenizi hissedip gözden geçirip eklemiz ya da çıkarmanız gerekenler var… Ara sıra evinizi, gizli bahçenizi gözden geçirmeye ne dersiniz?”

çok geç olmadan…

Standard

Çoğu zaman hayatımızdakilerin değerini bilmeyiz. Hayatımızdaki şeyler hep bizimle olacak zannederiz. Hepimiz bu yanılgıya düşeriz. Hayatımızdakilerin değerini ve önemini ancak onları kaybettiğimizde fark ederiz. En basit şeyden en değerli şeye kadar…

2009-2010 tum fotolar 309

Bir buçuk aydır özel öğrencim tatildeydi. Onunla derslerimizin benim için ne kadar değerli olduğunu ancak öğrencim tatile gittiğinde fark ettim. Karşılıklı alışverişti bizimkisi… Kimi zaman ben öğretmen oluyordum, kimi zaman ise öğrenci… Roller devamlı değişiyordu. Haftanın iki günü ders yapıyorduk. Çok önemli bir işimiz çıkmadıkça dersleri iptal etmiyorduk. Yoga derslerimizi bir düzene oturtmuştuk. Hayatımızın ve günlük yaşamımızın bir parçası olmuştu yoga dersleri… Hem öğrenci için hem benim için… Etkileşim de cabasıydı. Özel öğrencim bana ilham veriyordu. Çoğu zaman bir davranışı ya da bir sözü yazılarımın da konusunu oluşturuyordu. Yani yokluğu sırasında onun hayatımdaki değerini ve önemini daha iyi kavradım.

Uzun tatilden sonra ilk dersimiz için buluştuğumuzda kaldığımız yerden devam edemedik. Aslında amacım her zamanki gibi bir zirve duruşuna odaklanmak ve ona uygun bir akış yapmaktı. Ancak bir buçuk ay içinde öğrencinin bedeninin ne kadar gerildiğini ve katılaştığını fark ettim. Öncelikle onun bedenini esnetmek ve zihni hazırlamak gerekiyordu. Ondan sonra zirve duruşlu akış derslerine başlayabilirdik. Her ne kadar yaz tatili de olsa, her ne kadar deniz-kum-güneş üçlemesiyle beden gevşese de, yoganın beden-zihin-ruh üzerinde yarattığı aynı ettiği yakalayamıyorduk. Nefeslerle birlikte gözleri kapatarak ve hissederek asanalar arasında aktığımızda geliyordu bedensel, zihinsel ve ruhsal rahatlama…

O yüzden tatil sonrasındaki ilk dersimizi bedeni esnetmeye ayırdık. Başın tepesinden ayak parmak uçlarına kadar tüm bedeni esnetmeye… “Utthita balasana” (uzanmış çocuk) ile omurgayı esnetip uzatarak derse başladık. Her nefes alışta kollardan bedenin öne doğru iyice uzadığını her nefes verişte de kalçanın topuklara biraz daha yaklaştığını hissetmeye çalıştık. Omurganın uzamasına ve esnemesine izin verirken kalçaların ve kasıkların da rahatlamasını istiyorduk. Bu asanada nefesi ve zihni de sakinleştirdikten sonra dört ayak üzerine geldik. Sağ kolu öne doğru uzatırken sol bacağı geriye doğru açıp bedeni iki taraflı esnetmeye başlamıştık. Daha sonra sol ayağı yanlamasına yere koyup sağ kolu tavana doğru kaldırıp bedenin yanını esnettik. Nefes alırken elleri yerden ayırıp sol dizin üzerinde yükselip nefes verirken sol kolla sağa doğru esnedik. Aynı seriyi öbür tarafta tamamladıktan sonra omurgayı “marjaryasana-bitilasana” (kedi-inek esnetmesi) ile hareketlendirdik. Omurgayı “uttana shishosana” (uzanmış köpek yavrusu) ile geriye eğdikten sonra masada burgu yaparak omurgayı rahatlattık. “Adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek) ile ayağa kalkıp bir “vinyasa” sonrasında “tadasana”da (dağ duruşu) dinlendik.

“Tadasana”da omurgayı sağa ve sola esnettikten sonra “surya namaskara” (güneşe selam) serileri ile bedeni ısıttık. Artık ayaktaki asanalar ile bacakların önündeki, arkasındaki, içindeki ve dışındaki kasları esnetecektik. “Ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle), “anjaneyasana” (alçak hamle), “prasarita padottanasana” (bacaklar ayrık öne eğilme), “uttanasana” (ayakta öne eğilme), “padangusthasana” (el parmaklarıyla ayak başparmağını tuttuğumuz öne eğilme), “pada hastasana” (elleri ayakların altına yerleştirdiğimiz öne eğilme) ve “parsvottanasana” (bacaklar ayrı baş dize duruşu) ile tüm bacak kaslarını esnettik. “Prasarita padottonasana”da sağ dizi büküp sol bacak içini esnettikten sonra sol dizi büküp sağ bacak içini de rahatlattık.

“Malasana” (dua tespihi/çelenk duruşu) ile bacak içlerini biraz daha esnettikten sonra yere oturduk. “Dandasana” (asa duruşu) ile omurgayı dik tuttuktan sonra “janu sirsasana” (baş dize duruşu) ile bacak arkasındaki kasları rahatlattık. “Janu sirsasana”da uzun olan bacağı biraz yana açarak bacakların arasına eğilerek iç bacak ve kasık kaslarını esnettik. Yine aynı duruşta uzun olan bacağın içine aynı tarafın kolunu yerleştirip diğer kolu yukarı doğru açarak bedeni burguya soktuk (parivrrtta janu sirsasana). Aynı seriyi öteki tarafta da yaptıktan sonra “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) ile bacak arkasındaki hamstring kaslarını biraz daha esnettik. Kalçanın dışındaki kasları esnetmek için sağ bacağı matın kısa tarafına paralel hale getirdikten sonra sol bacağı dizden büküp geriye doğru “kurbağa” bacağı gibi açtık. Nefes verirken öndeki bacağa doğru bedeni eğdik ve kalçanın dışındaki kasları esnettik. Beş nefes bekledikten sonra nefes alırken omurgayı yukarı doğru uzatıp nefes verirken arkadaki bacağa doğru dönüp omurgayı tekrar burguya soktuk. Aynı seriyi sol tarafta da yaptıktan sonra sırt üstü yatıp göğüs kafesini “setu bandhasana” (yarım köprü) ile esnettik. Dizleri göğse çekip rahatlattıktan sonra (apanasana), kolları omuz hizasında yanlara açıp bacakları önce sağa sonra sola düşürdük. Her bir taraftaki burguda on nefes bekledik. Gözler kapalı… Nefes sakin ve huzurlu… Bedeni ve zihni derin gevşeme ve dinlenmeye hazırlayarak…

Uzun bir “savaşana”dan (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) sonrasında dersin sonu da gelmişti. O gün neler hissetmiştik? Öğrencinin o gün yaşadığı neydi? “Bedenim ne kadar katı. Ne kadar da gerginleşmiş. Bir buçuk ay kadar kısa bir süre içinde tamamen esnekliğimi kaybetmişim. Bu kadar basit mi yani? Bu kadar ay yoga yap, bedenini esnet… Bir ay yapma ve bedenin katılaşsın… Meğer yoga hayatımda ne kadar çok yer tutuyormuş. Meğer yoga hayatımda çok önemli bir yere sahipmiş. Hayatımda yoga olmazsa neler olabileceğini gördüm şu bir buçuk ayda… İyi ki yoga hayatımın bir parçası…” Peki ben ne hissetmiştim? “Hayatımızdaki şeylerin önemini ve değerini ancak onlar hayatımızdan çıktığında ya da onları tamamen kaybettiğimizde hissederiz. Belki de çok basit bir olay bu ama yoganın hayatınızdan bir aylık bir süreliğine çıkması, yoganın sizin için ne kadar değerli ve önemli olduğunu size hissettirdi. İnsanoğlu böyle değil mi? Hayatındayken hiçbir şeyin kıymetini ve önemini bilmiyor. Gerekli değeri vermiyor. Ancak kaybettiğimizde anlıyoruz hayatımızdakilerin değerini ve önemini… O halde bundan sonra biraz daha farkında olalım hayatımızdaki şeylerin… Önemini fark edelim ve o şeylerin kıymetini bilelim… Kaybetmeden ve çok geç olmadan…

yogadan uzak kalmak

Standard
Birkaç aylığına yoga çalışmalarıma ara vermiştim. Yazılarımı takip ediyorsanız merdivenden düştükten sonra yaklaşık dört aydır bel ve kasık bölgemde ağrı ve acılardan muzdarip olduğumu biliyorsunuzdur. Bu nedenle de yoga asanalarına bir süreliğine ara verdiğimi de… Dört ayın sonunda yoga pratiğime “yin yoga” ile başladım. Bir asanada en az üç dakika bekleyip derin bağ dokularımı esnetmek için… Yoga asanalarından uzak kaldığım dört ay içinde bedenim sertleşmiş ve gerginleşmişti. Esnekliğini biraz kaybetmiş ve eskiden çok rahat yaptığım asanalarda bile beklerken gerginlik ve huzursuzluk hissetmeye başlamıştım. Bu da yoga çalışmalarımdan dört ay uzak kalmanın bedeliydi maalesef. Yoga asanalarından uzak durduğum bu süre içinde sosyal medya sanki bana düşman kesilmişti. Takip ettiğim yoga dünyasındaki arkadaşlarım değişik asanalar yapıp, fotoğraflayıp sosyal medyada paylaşıyorlardı. Ben ise bu süre zarfında spor tesisinde katıldığım “stretching” dersleriyle yetiniyordum. Ne ters duruşlar, ne derin burgular, ne arkaya eğilmeler… Demek ki fiziksel dinlenmenin ötesinde ruhsal ve zihinsel olarak da değişmem ve büyümem gerekiyordu.
20150213_114658
 Dört ayın sonunda arkadaşlarımdan biri beni sosyal fotoğraf paylaşım sitesi “instagram”da 21 günlük bir yoga meydan okuma etkinliğine davet etti. 21 gün boyunca, her gün başka bir asana deneyip onu fotoğraflayacaktık. Ve tabii ki “instagram”da paylaşacaktık. 21 günlük program sadece arkaya eğilmelere odaklanmıştı. İlk hafta bacakların önündeki “kuadriseps kaslarını” ve göğüs kafesini esnetmeye yönelecektik. Daha temel geriye eğilmelerdi ilk haftaki asanalar.  İlk günkü asana benim için en zor asanalardan biriydi çünkü kuadriceps ve kasık kaslarının çok esnek olması gerekiyordu. “Kuntasana” (mızak duruşu) adı verilen bu asanada “anjaneyesana”dan (alçak hamle duruşu) arkadaki ayağı dizden büküp ayağı kalçanın üstünde bele yakın bir yere yerleştirmeye çalışıyorduk. Bunu yaptıktan sonra da göğüs kafesinden geriye doğru eğiliyorduk. Kalça fleksör kasları benim kadar gergin bir kişi için oldukça zor bir duruştu. Yoga kemeri kullanarak bu duruşu imkansızdan “biraz imkanlı” hale getirmek mümkündü. Zaten ben de ancak o kadarını başarabildim. Dördüncü gün de yine kalça fleksör kaslarının devrede olduğu “lunge savaşçı” adı verilen bir duruş deneyecektik. “Lunge”da (hamle duruşu) elleri kenetleyip göğüs kafesinden geriye doğru eğilecektik. Bu arada, kalçaları yan yana tutacaktık. Omuzları sıkıştırmayacaktık. Bu da benim için oldukça zor bir deneyimdi.
Ne kadar esnetirsem esneteyim kalça fleksör kaslarım ve kasık kaslarım bir türlü gevşemiyordu. 21 günlük çalışma boyunca beni zorlayan diğer duruşlar “eka pada raja kapotasana II” (kral güvercin duruşunun ikinci varyasyonu) “eka pada raja kapotasana III” (kral güvercin duruşunun üçüncü varyasyonu), “natarajasana” (dansçı duruşu), “supta bhekasana” (yerde kurbağa duruşu), “kapotasana” (güvercin) ve “laghu vajrasana”ydı (küçük yıldırım duruşu). Tahmin edebileceğiniz gibi hepsinin ortak özelliği kalça fleksör kaslarına odaklanmasıydı. Bu kasların esnek olması gerekiyordu bu duruşları tam anlamıyla yapabilmek için. Ben sadece denedim. Benim için ne kadar zor olsa da nefeslerle sakin bir şekilde asanalarda kalabilmeyi denedim. Bu duruşlardan en zoru “eka pada raja kapotasana III”tü çünkü öndeki bacağı tamamen öne doğru uzatmam gerekiyordu. Öndeki bacağımın uzandığı son noktada sabit kaldıktan sonra bacağımın altına blok koyup öyle bekledim. Tıpkı “hanumanasana”da (maymun tanrı duruşu) yaptığım gibi. “Natarajasana”da ve “eka pada raja kapotasana II”de yoga kemeri kullandım arka bacağımı esnetebilmek için.
Tüm bu duruşları denemeden önce yin yogada kullandığımız “half saddle” (yarım eyer) duruşunda sağ ve sol kalça fleksör kaslarımı esnetmek için beşer dakika bekledim. Sonra üç dakika “saddle”da (eyer) bekledim. Yin yogadaki “saddle” duruşu hatha yogada “supta virasana” (yerde kahraman duruşu) olarak adlandırdığımız asanaydı. “Supta bhekasana”, “laghu vajrasana” ve “kapotasana” öncesi “half saddle” ve “saddle” ile bacaklarımın önündeki kaslarımı iyice esnettim ve sonra bu üç asanayı denedim. O nedenle “kapotasana” ve “laghu vajrasana” benim için imkansız olmaktan çıktı. “Supta bhekasana”da ise önce sağ ayağımı sonra sol ayağımı tuttum. İkisini aynı anda tutamadım. Zaten “bhekasana” (kurbağa) duruşunu da tam anlamıyla yapamam ben. Hep “ardha bhekasana”yı (yarım kurbağa) tercih ederim.
Göğüs kafesini esnettiğimiz günler kendimi daha mutlu hissediyordum diyebilirim. “Setu bandhasana” (yarım köprü) denediğimiz gün benim için bir “meydan okuma” günüydü. Yalnız bu programda elleri kalçanın yanında yere koymaktansa ya da beli desteklemektense ellerle ayak bileğini tutuyor göğüs kafesini biraz daha yükseltmeye çalışıyorduk.
20150202_104809
Program boyunca daha önce hiç yapmadığım asanaları deneyimleme fırsatını bulmuştum. “Garuda matsyasana” (kartal kollu balık duruşu) bunlardan biriydi. “Matsyasana” (balık duruşu) en sevdiğim ve hem kendi pratiğimde hem derslerimde çok kullandığım bir duruştu. Ama bu duruşta kollarımı kartal duruşunun (garudasana) kol tarzında tutmak aklıma hiç gelmemişti. Geriye eğilmiştim, kürek kemiklerimin arasındaki açılmayı daha yoğun hissetmiştim… “Uttana shishosana” (uzanmış köpek yavrusu duruşu) en sevdiğim arkaya eğilmelerden biriydi. Ama bu programda bu duruşu da biraz farklı denemiştik. Normalda dizler yerde göğüs kafesini yere değdirirken bu programda göğüs kafesi yerde, kollar önde uzatılmış şekilde koltuk altları esnerken kalçayı havaya kaldırmayı denedik. Yoğun bir geriye eğilmeydi. İlk defa deneyimlemiştim ama bana çok keyif vermişti. 21 günlük bu programa katılmadan önce de duvarda köprü (urdhva dhanurasana) yapmıştım. Ama bu defa biraz farklı bir şey denemiştik. Duvardan aşağı doğru inerken elleri yere koymak yerine avuç içlerini duvara dayamış parmakların uçlarında beklemiştik. Bu sırada da göğüs kafesini iyice duvara yaklaştırmaya çalışmıştık. Göğüs kafesinin esnemesi, kalbin açılması… Farklı deneyimler, farklı duygular…
Tüm program boyunca en sevdiğim asana ise, “adho mukha vrksasana”nda (kol duruşu) kalçayı duvara dayamak ve göğüs kafesini duvardan uzaklaştırıp kalbi açmaktı. Bu duruşu çok sevmiştim. Yine de tam istediğim gibi yapamamıştım çünkü uzun zamandır denediğim halde kol duruşunda duvardan uzaklaşmayı ve kolayca bu duruşta kalmayı becerememiştim. O yüzden benim için oldukça zorlayıcı olmuştu bu çalışma. Hem kollarım üzerinde duracaktım hem de göğüs kafesimi esnetecektim. Kollarımı duvardan biraz uzak tutmalıydım ama dediğim gibi kol duruşunda çok kolay duramadığım için duvara ne kadar yakın olursam o kadar huzurlu hissediyordum kendimi. Duvara yakın durunca da göğüs kafesimi esnetmek için fazla alan kalmıyordu bana… İşte bir ikilem… Yine de bu haliyle bile beni uçurmaya yetmişti asana…
Programın sonuna doğru asanalar gittikçe zorlaşmıştı. Hele son iki gün… Sondan bir gün önce “vrschikasana II” (akrep duruşu)… Bu duruş hem bir arkaya eğilme hem de kol denge duruşuydu. “Pincha mayurasana”yı (ön kol duruşu) da hala duvarda denemekteydim. Bazı günler kendimi rahat hissedip ayaklarımı duvardan ayırıp beş nefes rahatlıkla kalabiliyordum “pincha mayurasana”da… Bazı günler ise sallanıp duruyordum… Bir ayağımı ayırıyordum duvardan, sonra ötekini ayırırken bu sefer ilk ayırdığım ayağımı duvara geri koyuyordum. İki ileri bir geri yani… “Vrschikasana”yı denemeden önce “pincha mayurasana” denedim. Dinlendikten sonra “pincha mayurasana”ya tekrar zıpladım ve ardından göğüs kafesimi açmaya çalışırken bacaklarımı da dizlerden büküp başıma doğru yaklaştırmaya çalıştım. Biraz oldu, biraz olmadı… Daha çok yolum varmış. Onu farkettim.
Son gün ise “viparita salabhasana” (ters çekirge duruşu) deneyecektik. Bu duruş benim için oldukça zordu. Denedim ama olmadı. O gün yerde karın üstüne yatıp “salabhasana” (çekirge) duruşunun değişik varyasyonları yaptım. Sadece kolları kaldırdım, sadece bacakları kaldırdım, kollarla bacakları aynı anda kaldırdım. Sonra kolları arkada kenetleyip göğüs kafesimi iyice açtım.
Böylece 21 günlük “yoga meydan okuma programı” sona erdi. Severek ve kolay bir şekilde yaptığım, alışkın olduğum asanalar da vardı, yaparken fiziksel acı ve zorluk çektiğim asanalar da vardı. Program boyunca, birkaç kere fotoğraf çektim. Benim için amaç deneyimlemek ve bu deneyimleri bir yazı ile paylaşmaktı. Fotoları sadece yazımı renklendirmek için çektim. Program boyunca ne farkettim? Bu program bana ne öğretti? Bu kadar yıldır yoga yapmama rağmen deneyimlemediğim bir sürü asana olduğunu… Yoganın kocaman bir dünya olduğunu… Bedenimin hangi bölgelerinin daha gergin hangi bölgelerinin daha esnek olduğunu… Daha çok esnemek ve daha çok güçlenmek için neler yapmam gerektiğini… Daha kat edilmesi gereken uzun bir yolum olduğunu… Yolculuğun ne kadar zevkli olduğunu… Ve yolculuğun hiç bitmediğini ve hiç bitmeyeceğini…

herşeyin başı sağlık!

Standard

Hani geçenlerde de yazmıştım ya bu konuda. Bedenimin bazı bölgelerini aşırı çalıştırmaya bağlı olarak sakatladım. Ağrılar çekiyorum bir süredir. Bugün yine dersimde benim için çok kolay bir asanayı yaparken zorlanınca hayatımızda aslında en önem vermemiz gereken şeyi sürekli unuttuğumuzu hatırladım. Neyi mi? Tabii ki “sağlığımızı.”

2009-2010 tum fotolar 684
Hayatın koşuşturması içinde “sağlığımızı” hep unutuyoruz. Ona gereken önemi vermiyoruz. Her zaman başka şeylere öncelik veriyoruz. İşimiz, para kazanma telaşımız, gezme, dolaşma, arkadaşlarla buluşma, yeme, içme… Hep zihnimizi meşgul edecek ve bizi bir şekilde mutlu edecek, gülümsetecek şeylere odaklıyoruz zihnimizi ve kendimizi.
Büyüklerimiz, “herşeyin başı sağlık” derken ne kadar da doğru söylemiş. Günlük yaşamımızın koşuşturması içinde bu basit gerçeği hep unutuyoruz ya da göz ardı ediyoruz. Taa ki bir sorun yaşayıp sağlığın önemini hatırlayana kadar.
Yaklaşık birkaç hafta önce yoğun esnetmeye bağlı olarak alt bedenimle üst bedenimi birbirine bağlayan hem kalça hem de karın kaslarından sayılan “iliopsoas kası”mı sakatladım. Meğer bu kası sakatlarsak iyileşmesi uzun sürüyormuş. İlk başta anlamadım sorunun bu kastan olduğunu. Çok fazla arkaya eğilme asanası yaptığım için bel omurlarımı zedelediğimi düşündüm. Birkaç gün boyunca arkaya eğilme asanaları yapmadım. Baktım bir türlü geçmiyor ve kuyruksokumumdaki (sakrum) ağrıya ek olarak bacağımın önünde de bir acı hissediyorum. O zaman anladım aslında “iliopsoas” kasımı sakatladığımı.
Ben fiziksel acıları çok fazla önemseyen bir kişi değilim. Böyle fiziksel acıları kafama takmam fazla. Acısa da üstüne üstüne gider ve o acıyla yaşamayı beceririm. Belki de bu yüzden sakatlıklarım uzun sürer, çabuk iyileşmez. İlk defa bu sakatlığım beni fiziksel olarak kısıtlamaya başladı çünkü bu kas, üst bedenimiz ve alt bedenimiz arasında geçiş noktasında bulunduğu için bizim birçok hareketi yapmamızı sağlıyordu. Ne gibi mi? En basitinden kalçanın açısını daraltıp genişletiyordu (kalça fleksiyonu ve ekstansiyonu). Yani yürümemizi ve merdiven çıkmamızı sağlıyordu. Otururken ve kalkarken bu kası kullanıyorduk. Ayrıca ayakta düz durmamızı sağlayan bir kastı. Bu kas, hareket edebilmemiz için mutlaka ve mutlaka sağlıklı olmalıydı.
Bunlar size bir şey ifade etti mi? Hala etmediyse, ben yardımcı olayım. Neredeyse yürümek ve merdiven çıkmak bile bana zor gelmeye başlamıştı. Üstüne üstlük bel ve kasık ağrılarım vardı. Benim için dayanılmaz ağrılar değildi ama bir başkası olsa sanırım dayanamazdı.
İşte tam da bugün dersimde bu kası çalıştıran birkaç duruş yapacaktık. İki gündür hava biraz bulanık ve sıkıcı. O nedenle nefes darlığı çekiyormuş öğrencilerim ve ben. Bugünkü dersimde de o yüzden göğüs kafesimizi açmaya odaklandım. Zirve duruşu “ustrasana”ydı (deve duruşu). Bu duruş için, göğüs kafesini ve ön bacak kaslarımızı esnetmeliydik. Ön bacak kası dediğimiz zaman, kalça fleksör kaslarından da bahsediyoruz tabii ki. Yani benim meşhur “iliopsoas” kası da devreye giriyor. Benim için en basit asanalardan biri diyebileceğim “anjaneyasana” (alçak lunge) duruşunu birkaç kere üstüste yapınca iliopsoas kasım “ben buradayım” demeye başladı. Kendini hissettirdi. Öğrencilerim yaparken ben sadece sözlü yönerge verdim bu nedenle. “Ustrasana” (deve duruşu) öncesinde “salabhasana” (çekirge) ve “ardha bhekasana” (yarım kurbağa) duruşlarıyla göğsümüzü açmaya devam ettik. Tüm bu asanalar ve tabii ki zirve duruşu benim için zorlayıcıydı. O an, bedenim bana hep gözardı ettiğim şeyi bir kere daha hatırlattı: “Herşeyin başı sağlık”.
Bunlar bir yana, üyesi olduğum spor klubünde havuza atlarken dizim döndü. Bir bu eksikti! Bir an dizim çıktı zannettim. Neyse ki öyle birşey olmamış. Bir iki gün acı çektim ama geçti.
Birkaç gün sonra dumbell ile çalışılan bir derste kürek kemiğimin üstündeki kasları incittim. Daha önce de başıma gelmişti. Pek önemsemedim. Geçti.
Bu sefer aldı beni bir düşünce. Kardiovasküler çalışma yapıyordum, ağırlık çalışması yapıyordum. Bedenimi bu şekilde güçlendiriyordum. Yoga yapıp bedenimi esnetiyordum da. Yani bedenimi hem güçlendiriyor hem de esnetiyordum. Peki neden hala sakatlanıyordum?
Bunlara ek olarak, sevdiğim öğrencilerimden biri biraz rahatsızlanmış. Hafif bir baygınlık geçirmiş geçen hafta o çok sıcak günlerde. Muhtemelen sıcak havadan olmuştu. Belki biraz da yorgunluk. Şimdi tetkikler yaptırıyor. Bu olay beni derinden etkiledi. Neden bilmiyorum? Belki ben de bu şekilde yaşadığım içindir. Belki ben de hayatı ve sağlığımı şakaya aldığım ve işin ciddiyetini sürekli göz ardı ettiğim içindir. Hani bana sorarsanız eğer, “sen hiç doktora gidip tahlil yaptırıyor musun?” diye. Cevabım elbette ki “hayır” olacak. Birkaç paragraf önce de okudunuz ya, kendi kendime iyileştirmeye çalışıyorum bedenimde aksayan yerleri. Ama nedense kendim değil de bir başkası olunca, daha bir ciddiye alıyorum herşeyi. Hele ki bu kişi sevdiğim ve değer verdiğim bir öğrencim ise…
İşte tüm bunlar bana, hayatta en önemli şeyin “sağlık” olduğunu hatırlattı. Hayatın hengamesi içinde sağlığımıza gerektiği kadar önem vermeyip ihmal ediyoruz onu. Ancak böyle bir sağlık sorunuyla karşılaşınca, sağlığımızı hatırlıyoruz. Diğer herşey önemini yitiyor. İşimiz, para kazanma hırsımız, gezip dolaşmalarımız, alışveriş yapmamız, indirimdeki eteği kaçırmamız, arabamızı duvara sürtmemiz ve boyasının biraz bozulması… Tüm bunlar bir şekilde telafi edilebilecek şeyler ama sağlık bir kere bozuldu mu geriye gelmiyor. Onun için sağlığımıza gereken önemi vermeli, spor yapmalı, yogayı hayatımızın bir parçası haline getirmeli, elimizdekilerle yetinmesini bilmeli, hırstan uzak durmalı, hayatımızdan mutlu ve tatmin olmalı, fazlasını aramamalıyız. Sadece sağlık… O olduktan sonra zaten gerisi gelir.