Tag Archives: almak

iletişim ve etkileşim

Standard
Yoga derslerinde öğrencilerle iletişim ve etkileşim içinde olmayı seviyorum. Nasıl ki günlük hayatımızda kimi zaman birilerine bir şeyler öğretiyoruz kimi zaman da birilerinden yeni bir şeyler öğreniyoruz, yoga derslerinde de kimi zaman öğretmen ile öğrenci yer değiştirebiliyor. Ders boyunca bir akışa ve temaya konsantre olunca öğrenciler de fikirlerini ortaya koyabiliyor, öğretmen olarak onlardan yeni şeyler öğrenebiliyor ve belki de daha önce hiç düşünmediğiniz bir gerçekle karşı karşıya kalabiliyorsunuz: “Bunu ben daha önce nasıl düşünemedim?”
2009-2010 tum fotolar 668
Geçen hafta özel dersimde zirve duruşu “hanumanasana” (maymun duruşu) olan bir akış çalışmaya karar vermiştik. Çok uzun zamandır kalça açıcı bir akış yapmamıştık. Amacımız o gün kalça eklemini; bacakların arkasındaki, önündeki ve yanındaki kasları esnetmekti. Felsefi açıdan ise amacımız bu zor duruşu yaparken sadakat ile zor olanı başarmaya çalışacaktık. Tıpkı bu “asana”nın hikayesinde olduğu gibi… (Ayrıntılı bilgiye https://burcuyircali.wordpress.com/2014/04/06/sadakatle-basarmak/) adresinden ulaşabilirsiniz.)
Başlangıç meditasyonundan sonra “hanumanasana” yapabilmek için gerekli olan kasları ve bölgeleri esnetmeye başladık. Bacakların arkasındaki “hamstring” kaslarını esnetmek için “uttanasana” (ayakta öne eğilme), “padangusthasana” (ayak baş parmağını tuttuğumuz ayakta öne eğilme), “hasta padasana” (elleri ayak tabanının altına koyduğumuz öne eğilme) ve “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) gibi asanalardan faydalanmıştık.
Bacakların önündeki “kalça fleksör kaslarını” ise “ashwa sanchalanasana” (yüksek hamle), “anjaneyasana” (alçak hamle), “uttan pristhasana” (kertenkele), “half saddle” (yarım eyer), “virasana” (kahraman duruşu), “supta virasana” (yerde kahraman duruşu) ve “ardha bhekasana” (yarım kurbağa duruşu) ile esnetmiştik.
Bacakların içindeki kasık kaslarını esnetmek için “prasarita padattonasana” (bacaklar ayrı öne eğilme), “water bug” (su böceği), “parsvakonasana” (yan açı duruşu) ve yin yogadaki “half frog” (yarım kurbağa) duruşlarını kullanmıştık.
Son olarak kalçayı dışa çeviren kasları “eka pada raja kapotasana” (güvercin duruşu), “eye of the needle” (iğneden iplik), “square” (kare duruşu) ve “gomukhasana” (inek başı duruşu) ile esnettik.
Bu asanaları ders boyunca “vinyasa”ların (akış) arasına yerleştiriyor, yoga matının (minderi) önünden yana doğru, yandan arkaya doğru, arkadan tekrar yana doğru, yandan tekrar öne doğru dönüyorduk. Yoga matının her bir köşesini kullanıyor, kullanılmadık bir santimetrekare nokta bırakmıyorduk. Matın dört bir yanını dolaşarak hem sabit bir noktada kalmıyor ve devamlı hareket ediyor hem de ufkumuzu açıyor ve bakış açımızı değiştiriyorduk.
Bir “asana”dan bir “asana”ya geçerken dengesini kaybeden öğrenci bir anlığına yoga matının dışına çıktı. Bir elini yoga matının dışında yere koyup dengesini tekrar sağladı ve matın içine geri döndü. Döner dönmez de, “öğretmenim bir anda çok korktum. Nasıl da matın dışına çıktım. Matın dışına çıkınca çok ürktüm. Bir saat boyunca şu kadarcık matın içinde bir o yana bir bu yana dönüp akışlar yapıyoruz ve bir santim dışına çıkmıyoruz. Matın dışına çıkmak istemedim. Nasıl da tuhaf geldi matın dışına çıkmak. Halbuki günlük yaşantımızda kocaman evlere, bırakın evleri dünyaya sığamıyoruz. Aslında sizce de ironik değil mi yoga matı ile mezarın birbirine benzerliği? Öldüğümüzde de şu yoga matı genişliğinde ve uzunluğunda bir yere sığacağız ama hayatta kocaman evlere, dairelere ve koskoca dünyaya bile sığamıyoruz. Belki de yoga ve yoga matı bize bunu öğretmek için vardır: Bu matın içinde yaşa. Bu kadar alana sığ. Dönüp dolaşıp gideceğin yer bu mat kadar bir yer…” Ve işte o an aydınlandım: “Bunu ben daha önce nasıl düşünemedim?”
Derslerde iletişim ve etkileşim içinde olmak… Alışveriş… Almak ve vermek… Alma ve verme döngüsü… Ne kadar verirsem, o kadar alırım… Önce vereceğim ki alacaklarım için yer açılsın… Maddi değil, manevi… Fikir alışverişi… Felsefi düşünceler ve etkileşimler…  Kim öğretmen, kim öğrenci? Bunlar üzerimize yüklenen roller sadece. Her an öğretmen ve öğrenci yer değiştirebiliyor. Kimi zaman öğrenciler yepyeni fikirler ortaya atıp öğretmenlere bir şeyler öğretiyor ve o an “bunu ben hiç düşünmemiştim. Ne kadar güzel bir yorumda bulundun ve beni aydınlattın. ‘Namaste’ yani ‘senin önünde saygıyla eğiliyorum’.”
Reklamlar

çamurdan çiçeğe…

Standard
Herşey bir öğrencimin “kundalini yoga” ile ilgilendiğini söylemesi ve benden bu konuda bilgi istemesi ile başladı. Daha önceki yazılarımda bahsetmiştim. Bel ve kasık bölgemde yoğun ağrı hissettiğimi ve bu ağrıların hayat kalitemi düşürdüğünü ve derslerimde zorluk çektiğimi… Yine öyle bir ders sonunda bir öğrencimin bana bioenerji verdiğinden de bahsetmiştim. (Bu konular hakkındaki yazılara https://burcuyircali.wordpress.com/2014/11/09/bioenerji/ https://burcuyircali.wordpress.com/2014/11/16/bel-fitigina-karsi-ne-tarz-yoga/  linklerinden ulaşabilirsiniz) Bioenerjiyle uğraşan öğrencim “kundalini yoga” ve “çakra meditasyonu” ile de ilgileniyordu. Yani çalışmam ve öğrenmem gereken çok şey vardı. İşte herşey böyle başladı.
IMG_6821
Öğrenciyle günaşırı bioenerji tedavisi çalışmaya başladık. Her çalışmadan sonra ben kendimi kötü hissediyordum. Yanlış anlamayın. Tedavi ile ilgili bir durum değildi bu. Sürekli alıyordum ama hiç bir şey veremiyordum. Bir an önce “kundalini yoga” hakkında bilgi edinmeliydim. Yoga eğitmenlik kursuna katıldığım zamanlarda “kundalini yoga atölye çalışmasına” katılmıştım ama bu yıllar önceydi. Notlarımı aradım, bulamadım. Benimle birlikte bu çalışmaya katılan bir arkadaşıma sordum ama o da notlarını bulamadı. Kendimi iyice kötü hissetmeye başlamıştım. Sürekli alıyordum, alıyordum ve alıyordum. Eğer vermeye başlamazsam, hayatımın döngüsünü bozabilirdim. O sırada kendi notlarını bulamayan arkadaşım bana bir kitap verdi. “Bu kitaba göz at, aradıklarını bulacağına eminin” dedi.
Kitabın bana da yeni ufuklar açacağını, aklımda takılı kalan bir sürü soruyu cevaplayacağını, bana da bir terapi olacağını hiç düşünmemiştim. Hani hep derim ya, “her şey bir şey için oluyor” diye… İşte yine öyle olmuştu. Belki de ağrılarımın olması, ders sonunda öğrencinin bana yardım etmek istemesi, bunun karşılığında benim ona “kundalini yoga” sözü vermem… Hepsi bir amaç içindi ve hayat yine döngüsünü kurmuştu.
Kitabı okumaya başladığım günün sabahında özel dersim vardı. Derse gittiğimde, öğrencinin hayal kırıklığı içinde olduğunu farkettim. Kırgın, kızgın ve güvenini yitirmişti. Çekim yasası mı dersiniz, herşey bir şey için oluyor mu dersiniz… Sanki ben kitabı okumaya başlamıştım ve okuduklarımı hayata geçirmek için elime fırsatlar geçiyordu. Kırgınlığı ve kızgınlığı dindirmek ve tekrar güvenebilmek için nasıl bir ders yapabilirdik? Birinci ve ikinci çakraya odaklanacaktık. Birinci çakraya odaklanıp kabullenmeyi öğrenecektik. Önce kendimizi sonra çevremizi kabullenecektik. Kabullenmeyi güven takip edecekti. Hayata güvenmeyi öğrenecektik. Çevremize güvenecektik. Güvenden sonra sıra yaratıcılığa gelecekti. Güzel şeyler yaratacaktık.
Birinci çakra köklenmeyle alakalı bir çakra olduğu için ayaktaki asanalara odaklanacaktık. “Vinyasa” akışlar arasında “virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “utkatasana” (sandalye), “parsvakonasana” (yan açı), “parivrtta parsvakonasana” (dönmüş yan açı), “trikonasana” (üçgen), “parivrtta trikonasana” (dönmüş üçgen), “parsvottanasana” (bacaklar ayrı öne eğilme) ve “prasarita padottanasana” (bacaklar açık öne eğilme) gibi asanaları yapmıştık. Ayak parmaklarını yerden kaldırarak, sonra sadece ayak baş parmağını yere değdirip diğerlerini havada tutmaya çalışarak, ardından baş parmak dışında tüm ayak parmaklarını yere değdirmeye çalışarak toprak enerjisini hissetmiştik. Ağırlığı parmak uçlarına ve topuğa vermek ve en sonunda da ortada dengelemek de iyice köklenmek için yaptığımız çalışmalardı. “Tadasana” (dağ) duruşunda uzun bir süre beklemek, ağırlığı topuktan parmak uçlarına almak ve ayak parmaklarını kaldırıp indirmek, parmakları yere iyice yaymak ve toprağın enerjisini hissetmek…
İyice yere köklendiğimizde ise, “tadasana”da gözleri kapatmak ve “vrksasana” (ağaç) duruşunu denemek… Gözler kapalıyken, ağaç duruşuna geçmeye çalışmak… Bükülü ayak nereye gelirse, asanayı “en güzel” haliyle yapmak değildi amaç. Dengeyi kaybetmeden, toprak enerjisiyle bağlantılı bir şekilde, içgüdüleri takip ederek “vrksasana”yı deneyimlemekti amacımız.
“Muladhara” (kök) çakrayı harekete geçirdikten sonra sıra “svadisthana” (sakral) çakraya gelmişti. Kabullenmek, güvenmek ve yaratıcılığı geliştirmek için ilk iki çakraya odaklanmaya karar vermiştim. O yüzden derste tek bir zirve duruşu yerine iki tane zirve duruşu olacaktı. “Vinyasa” akışlarının arasına “ashva sanchalanasana” (yüksek hamle), “anjaneyesana” (alçak hamle) ve “utthan pristhasana” (kertenkele) duruşlarını ekleyerek kasık kaslarını esnetmiştik. İkinci çakrayı harekete geçirmek ve içimizdeki yaratıcılığı çıkarmak için “hanumanasana” (maymun duruşu) yapacaktık.
Tüm bu akışların arasına “kundalini yoga” kitabından öğrendiğim bazı şeyleri de katmak istemiştim. Dersin başında akışa başlamadan önce “mula bandha” (kök kilit) ve “bhastrika” (körük) nefesi çalışmak bunlardan bazılarıydı. Köklerimiz, bir nilüferin kökü gibi çamurlu bile olsa, bizim köklerimizdi… Çamurlu ya da berrak; bu kökten güç alarak büyüyecektik ve çiçek açacaktık. Çiçek açabilmek için kökümüzü olduğu gibi kabul etmemiz gerekiyordu.
 shared_photo
Nefes çalışmalarında ise vermeye odaklanmıştık çünkü ne kadar çok verirsek, o kadar çok alabilirdik. Nefesi verirken, tekrar alabileceğimize güvenmemiz gerekiyordu. Böyle böyle güvenmeyi öğrenecektik.
Kabullenip güvendikten sonra sıra yaratıcılığa geliyordu. Yaratıcı olabilmek için kırgınlık ve kızgınlıkları bir kenara bırakmamız gerekiyordu. Eğer suçluluk hissediyorsak, kendimizi affetmemiz gerekiyordu. Başkalarıyla paylaşmak, ikinci çakranın enerjisi ile ilgiliydi. Yaratıcılık, bizi diğer insanlarla kaynaştırırdı. Kimse, tek başına yaşayamazdı. Herkes, çevresiyle ilişki içinde olmak isterdi çünkü herkes öyle ya da böyle bir şeyler yaratmak isterdi.
Dersi tamamlamadan önce, oturarak bazı asanalar yaparak “kök çakra” çalışmasını tamamladık. “Dandasana” (asa duruşu) ile “mula bandha” (kök kilit) çalıştık ve ardından kalçayı ve tüm bedeni yerden kaldırmayı denedik. “Paschimottanasana” (yerde öne eğilme) ve “baddha konasana” (bağlı açı duruşu/kelebek) ile birinci çakrayı hissetmeye devam ettik. “Marichyasana” (Bilge Marichi burgusu) ile bedeni rahatlattık.
Sıra dinlenmeye gelmişti. Dersin teması “kabullenme ve güven” olduğu için, öncelikle kendimizi sevme ve kabullenme üzerine yoğunlaşmıştık. Dinlenirken kalbimizi de esnetmek için “supta baddha konasana” (yerde kelebek) duruşunu tercih etmiştim. Göğüs kafesinin altına blok yerleştirip göğüsü biraz daha esnetmek ve kendimizi daha çok sevmek ve kabullenmek… Herkes gözlerini kapattı ve derin gevşemeye geçti. Bir süre sonra öğrenciler bu duruşu bırakıp “savasana”ya (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) geçtiler. Sonuçta “supta baddha konasana” çok rahat bir duruş değildi. Bu şekilde tam bir gevşeme sağlayamıyor, bedenimi ve zihnimi dinginleştirip sakinleştiremiyorsam, bu asanada direnmenin anlamı yoktu.
Dersi nasıl sonlandıracaktım? Kitapta okuduklarımı hatırladım yine. “Herkes nilüferin sadece çiçeğini görür ve nilüferi sadece çiçekten ibaret sanır. Halbuki nilüfer çiçeğinin kökü çamurludur. O çamur olmasa, belki nilüfer çiçek açamaz. Belki bizim köklerimiz de çamurlu ama o çamur olmasa, belki biz de gelişip çiçek açamayız. İster çamurlu ister tertemiz, önemli olan köklerimizi olduğu gibi kabul etmek, içimizdeki o güce güvenmek ve o güçle gelişmek ve büyümek…”

vermek ve almak…

Standard

Yogayı, bir spor tesisinde tanıdım ve sevdim. Bir yoga stüdyosuna başlamadan önce, gerçek anlamda yoga dersleri nasıl olur bilmezdim. Yoga pratiğini hem spor tesisinde hem de yoga stüdyosunda deneyimlediğim için ikisi arasındakı farkı çok rahat görebiliyorum. Bu farkındalığın bana ne gibi bir faydası oldu diye sorarsanız… En iyisi anlatmaya başlayım.

2009-2010 tum fotolar 281

Bu hafta bir spor tesisinde yoga dersleri vermeye başladım. Bugüne kadar ya belli gruplara özel ders vermiş ya da yoga stüdyosunda ders vermiştim ama bir spor tesisinde ders vermemiştim. Dediğim gibi kendim de bir spor tesisine üye olduğum için birçok grup dersine katılmaktayım ve grup derslerinde nelerle karşılaşılabileceğini az çok tahmin edebiliyorum. Özellikle “abs and butts”, “six pack”, “oryantal”, “army training” gibi hareketli derslerde “mat”lerin (minderlerin) yerleştirilmesinden sınıfın düzenine kadar birçok konuda üyeler arasında tartışma bile çıkabilir.
İlk dersimden önce, tüm bu olasılıkları düşünüp ne gibi çözümler üretebileceğim üzerinde kafa yordum. Heyecanlıydım. Hep derim ya, heyecan olmazsa derslerimin bir tadı da olmaz diye. Dersimden yarım saat önce tesise varmıştım. Hemen stüdyoya gittim. Bu spor tesisinin en güzel yanı, bir stüdyonun tamamen yoga derslerine ayrılmasıydı. Ayrıca blok ve yoga kemeri gibi bazı yardımcı ekipmanları da bulmak mümkündü.
Önce, müzik setini incelemeye başladım. Nereden açılıyor, ses nereden açılıp kısılıyor, cd nereye yerleştiriliyor, bir sonraki ya da önceki şarkıya nasıl geçiliyor. Tüm bunları öğrendim. Ardından “mat”ımı yerleştirdim ve öğrencilerimi beklemeye başladım. Bir yanımda ders notlarım bir yanımda da su mataram.
Derken ilk iki öğrencim girdi sınıfa. Onlar da erkenciydi. Dersten yaklaşık onbeş dakika önce sınıfa gelmişlerdi. Daha önce ne gibi yoga deneyimlerini öğrenebilmem için benim için bir şanstı bu. O tesiste, daha önceleri hatha ve vinyasa yoga deneyimleri olmuştu. Yin yogaya pek aşina değillerdi. Onu da benimle deneyimlerlerdi. Ayrıca tanıdığım birkaç eğitmenle çalışmışlardı ve az çok o eğitmenlerin tarzlarını biliyordum. Akışlı yoga derslerini seviyorlardı ve özellikle ters duruşlar, denge ve kol denge duruşlarını çalışmak istiyorlardı. Tam bana göreydi.
O an kararımı verdim. İlk dersimde ayaktaki asanalara ve köklenmeye odaklanacaktım. Böylece hem grubun hangi seviyede olduğunu görebilecektim hem de birbirimize alışmak için iyi bir ders olacaktı. Dersin zirve duruşu olarak da “parivritta ardha chandrasana”da (dönmüş yarım ay)  karar kılmıştım. Öncesinde de “ardha chandrasana” (yarım ay)…
Bu asanaya, kalça ve göğüs kafesi açıcı asanalar ile hazırlanmalıydık. Derse meditasyon ile başladım. Ders başlamıştı ama tabii ki derse ancak yetişenler de vardı. Kapı açıldı, içeri girenler oldu. O an meditasyonda olanlara, bu durumu gözlemlemelerini söyledim. “Bakın bakalım aklınız açılan kapıya mı gitti?” “İçeri kim diye merak mı ettiniz?” “Tüm bunları kabul edip meditasyona devam edin.” Evet, ders böyle başladı.
Yerde omurgayı esneterek ve masa pozisyonunda denge çalışarak başladık. Ardından ayağa kalkıp, bedeni “surya namaskara” (güneşe selam) ile ısındık. Dersin teması “köklenmek” olduğu için ayaktaki tüm duruşlarda ayak tabanından yere iyice köklenmeyi hatırlattım ders boyunca. “Virabhadrasana I” (birinci savaşçı), “virabhadrasana II” (ikinci savaşçı), “trikonasana” (üçgen), “parivritta trikonasana” (dönmüş üçgen), “parsvakonasana” (yan açı duruşu), “utkatasana” (sandalye), “viparita virabhadrasana” (ters savaşçı), “prasarita padottanasana” (bacaklar ayrı öne eğilme), “uttanasana” (ayakta öne eğilme) ve “ashva sanchalayasana” (lunge-hamle) gibi  birçok ayaktaki asana ile hem göğüs kafesimizi hem de kalçamızı açtık.
Ardından denge duruşlarından “vrksasana” (ağaç) yaparak da kalça açmaya devam ettik. Sıra zirve duruşuna gelmişti. “Yarım ay” duruşları için bloklardan destek aldık. Bu duruşların arasında bedeni dengelemek için “urdhva prasarita eka padasana” (ayakta bacakları ayırma) ve “uttanasana” (ayakta öne eğilme) asanalarını kullandık.
Sonrasında bir vinyasa ve “adho mukha svanasana”da (aşağı bakan köpek) bekleme. Ayakların dışına zıplayıp “malasana”ya (çelenk/dua tespihi duruşu) geçmek ve yere oturma. Yerde “janu sirsasana” (yarım kelebek/baş dize duruşu) ve “paschimottanasana” (yerde öne eğilme) gibi öne eğilmelerle dersi yavaşlattım. Oturarak burgu ve “savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozu) öncesinde bir ters duruş: “Salamba sarvangasana” (destekli omuz duruşu). Omuz duruşunu dengelemek için “matsyasana” (balık) ve “jathara parivartanasana” (karından burgu) ile dersi sonlandırdım.
Derin gevşeme pozisyonunda enstrümantal bir şarkı çaldım. O sırada bazı üyeler sınıftan ayrıldı. Kalan üyeler derin gevşemeye geçtiler benim yönergelerimle. Ayak parmak uçlarından başlarının tepesine kadar gevşeyip rahatladılar. “Savasana”dan uyandırdım sınıfı ve dersi köklenmek ve ait olmak üzerine birkaç cümle ile bitirdim.
Ders sonrasında üyelerden bazıları sorular sordu bana. Tabii ki, köklenme üzerine söylediklerimden sonra, en çok çakralarla ilgileniyorlardı. “Yoga ile çakraları açmak mümkün müydü?” “Derslerimde çakralara yönelik çalışmalar yapacak mıydım?” Elbette… Neden olmasın? Etkileşim ve iletişim. Yoga yolumun en çok bu yanını seviyorum. Öğrencilerimin istekleri ve benim onlara verebileceklerim ve benim onlardan aldıklarım ve öğrendiklerim… Verdikçe, mutlu oluyorum. Önce veriyorum, sonra alıyorum. Verdikçe, alıyorum. Aldıkça, veriyorum. Büyüyorum, gelişiyorum ve olgunlaşıyorum…