Tag Archives: alma verme döngüsü

şifa almak

Standard

Yine uzun bir süredir yazmıyorum. Neden bilmiyorum. Bu da bir süreç sanırım. Ara verdim, zihnimi dinlendirdim ve yeniden yazmaya başladım. Sürekli yazabilir miyim? Onu da bilmiyorum. Geleceği düşünmüyorum. Sadece şu an canım yazmak istedi ve bilgisayarın başına oturdum.

Aslında yazacak çok şey var. Derslerde deneyimlediklerimiz… Hem fiziksel hem de duygusal, zihinsel… Ama bir türlü zihnimi toparlayıp yazamadım. Doğru zaman şu anmış ve işte yeniden karşınızdayım.

Geçenlerde enerji ile ilgilenen öğrencilerden biri derse geldi. Her ne kadar dersleri aksatmak istemese de, işte öğle tatili sırasında yaptığımız yoga derslerine kimi zaman kimi öğrenciler katılamamakta… O sabah uyandığımda aklımdan bu öğrenciyi geçirdim. Yeni ay zamanıydı ve yeni ay ile ilgili bir çalışma yapmayı planlamıştım. Ama bu çalışmayı şifa enerjisi ile uğraşan öğrencimin yapmasını istemiştim. Daha önceden böyle bir çalışma yapmak için sözleşmiştik. Sabah uyandığımda, “bugün o gün” diye düşünmüştüm. O öğrencinin, derslere sürekli gelemediğini de biliyordum ama içimden bir ses o gün derse geleceğini söylüyordu. Öyle de oldu.

Dersi yaptığımız spor salonuna girmek üzereyken öğrenci de kapıdan çıkmak üzereydi. “Hocam geliyorum birazdan. Derse katılacağım” dedi. Ben de, “bugün derse geleceğini biliyordum. Hissettim çünkü bugün senden bizi şifalandırmanı isteyecektim. Tabii ki herkes bu fikri kabul ederse. Yeni ay ile yeni başlangıçlar ve yenilikler için bir çalışma yapmanı rica edecektim” dedim. Öğrenci, bizim itirazlarımıza fazla dayanamadı ve kabul etti.

Meditasyon ile başladık. Herkes rahat ettiği şekilde oturdu. Üşüyüp de zihnimizin etkisi altında kalmamak için çoraplarımızı giydik. Üzerimize battaniye örttük. Çalışmaya “Gayatri Mantra” ile başladık. Oldum olası en sevdiğim mantra idi. Gözlerimi kapattım, nefesime odaklandım, nefes alış ve verişimi izlemeye başladım, bedenimi gevşettim. Hatta rahat etmek istediğim için sırtımı da duvara yasladım. O kadar uzun zamandır sadece ders veriyordum ki! Almayı unutmuştum. Sadece enerji veriyor, kendim enerji almıyordum. Almaya çok ihtiyacım varmış meğer…

Yeni ay Boğa burcunda olduğu ve Boğa burcunun gezegeni de Venüs olduğu için o gün “svadhisthana” (sakral) ve “anahata” (kalp) çakrası üzerine çalışacağımızı söyledi öğrenci. Mantralar eşliğinde, öğrencinin yönlendirmesi ile bizim bedenler, zihinler ve ruhlar akıp gidiyordu. En son nefesimin çok sakinleştiğini, neredeyse durduğunu hatırlıyorum. Bedenimi hissetmiyordum. Sanki bedenim yoktu. Gözlerimin önünde renkler ve geometrik şekiller. “Çok şükür” dedim içimden. “Artık beyin dalgalarım betadan (stres modu) alfaya (meditasyon ve savasana modu) geçiyor.” En son fark ettiğim şey bu oldu. Sonrasında kendimi mantralara, öğrencimin engin bilgisine ve akışa bıraktım. Mantralar birbiri ardında çalarken gözlerimin önündeki renkler ve şekiller değişti. Önceleri iki kırmızı çizgi sağdan soldan birbirine yaklaşıp çarptı ve şimşek gibi çarptı. Ardından renkler yumuşadı. Lacivert ve maviye döndü her yer. Artık başımı dik tutamıyordum. Başım sağa sola, öne arkaya doğru kendiliğinden devriliyordu. Beden yoktu artık. Uçuyordum sanki. Hani yoga ve meditasyon yaparken kişilerin yerden yükseldiği söylenir ya, ben şahsen fiziksel olarak hiç tanık olmadım. Ama yerden yükseldin mi diye soracak olursanız, sanırım yükseldim. Gözlerim kapalıyken ve bedenim çok hafifken, mantraları dinlerken o kadar hafif hissettim ki!. Sanki yerden bir karış yukarıda gibiydim. Böyle hissettim gerçekten.

Şifa enerjisinin sonunda “savasana”ya (derin gevşeme ve dinleme pozisyonu) uzandık. Biz “savasana”da dinlenirken, öğrenci de tek tek hepimizin yanına geldi. Öğrenci yanıma geldiğinde başımın tepesinden — tepe çakradan (sahasrara çakra) tüm bedenime yayılan bir enerji hissettim. İçim titredi, bedenimin tümünde bir titreşim hissettim. İçim ürperdi. Bedenim elektrik akımına kapılmış gibiydi. İnanılmaz bir deneyimdi. Uzun zamandır böylesine bir enerji hissetmemiştim. Her zaman enerji veren ve almayı unuttuğum için bu çalışma bana çok iyi gelmişti. Enerji veren kişilerin arada sırada kendilerini hatırlamaları ve bu tarz enerji çalışmalarına katılmaları gerekiyordu bence.

“Savasana”dan sonra uyanmak dahi istemedim. Ne yazık ki gerçek dünyaya dönme ve o huzurlu dünyadan ayrılmak gerekiyordu. Öğrenci, “aslında yeni ay şu an tam gerçekleşmedi. Yaklaşık bir buçuk saaat sonra tam olarak etkisini gösterecek. Normalde böyle bir şifa enerjisi çalışmasını yeni ay henüz olmamışken ve tam öncesinde yapmak doğru değil çünkü şifa enerjisini tam olarak alamazsınız ve tam olarak faydalanamazsınız. Ama bugün derse katılanların o kadar çok bu çalışmaya ihtiyacı olduğunu hissettim ki, onun için yaptım. Ben de bu kadar iyi bir çalışma çıkacağını hiç düşünmemiştim ve sonuca inanamadım. Kendim de bu kadar verici olamazdım ay henüz tam olarak yeni ay durumuna gelmemişken. Ama ben de sizlerden gelen yoğun istek ve ihtiyaç doğrultusunda şifa enerjisini sizlere ulaştırabildim. Ne mutlu bana” dedi.

O gün çalışmadan sonra kendi kendime karar verdim. İki elim kanda olsa, arada sırada ben de “alacaktım.” Hayattaki döngünün doğru işleyebilmesi için sürekli vermek değil, bazen de almak gerekiyordu. Aslında alma-verme döngüsünü eşit tutmak gerekliydi. Ne fazla almak ne de fazla vermek… Ve şifalanmak, arınmak, tazelenmek, yenilenmek ve huzur için arada sırada da olsa kendimize zaman ayırmak ve değişik çalışmaları denemek…

Reklamlar

yeniye yer açmak…

Standard

Hayat bir alma verme döngüsünden ibaret… Ne kadar verirsek o kadar çok alırız. Her zaman almadan önce vermemiz gerektiğine inanmışımdır. Vereceğiz ki hayatımızda yer açalım ve o yeri de yenisiyle doldurabilelim. Tıpkı “Pay it forward” (İyilik bul, iyilik yap) filmi gibi… Film nasıldı hatırlıyor musunuz? Sorunlu bir aile hayatı olan Trevor isimli bir çocuk yeni rehberlik öğretmenin verdiği ödevde ideal bir dünya yaratır. Bu dünyada çevresinden iyilik gören biri hiç tanımadığı üç kişiye iyilik yapacak ve bir şekilde bu iyiliklerin karşılığını alacaktır. Trevor, bu mantıkla dünyanın daha güzel bir yer olacağına inanmaktadır. Bu sırada rehberlik öğretmeni başta olmak üzere hikayedeki karakterlerin hayatlarında değişiklikler olmaya başlar. Yapılan her iyilik bir şekilde karşılığını bulmaktadır. 

Bu hafta yoga derslerinde alma verme döngüsüne odaklanmaya karar verdiğimde aklıma bu film geldi. Almadan önce vermek ve yeni gelene yer açmak… Hayatımızda duygusal ya da fiziksel sıkıntı ve yorgunluk veren bazı şeylerden arınmayı dilemek ve böylece bizim için daha iyi olan şeylere yer açmak… Eskisinden kurtulmadan yenisine yer açmamız mümkün müydü? 

İşte bu nedenle bir hafta boyunca derslerde geriye eğilmelere odaklanıp göğüs kafesini esnetmeye yöneldim. Öğrencilerin yapmaktan bir o kadar çekindiği ama yapabildiklerini fark ettiklerinde de çok mutlu oldukları bir “asana”ya (duruş) odaklanmıştım. “Urdhva dhanurasana” (köprü duruşu)… Bu duruşu yapmamıza engel olan sırtımızdaki fiziksel ve duygusal yüklerden arınarak “asana”yı denemelerini istedim öğrencilerden… Kim bilir o günlerde zihnimizde ve kalbimizde ne gibi yükler vardı da bizi bu duruşu yapmaktan alıkoyuyordu? Öncelikle zihne ve duygulara odaklanmalarını istedim. Öncelikle zihinsel ve duygusal engelleri fark etmelerini ve ardından bu yüklerin aslında gereksiz olduğunu anlayıp onlardan arınıp duruşta yükselmelerini telkin ettim. Önce vermek, arınmak ve kurtulmak ardından yeni gelene açık olmak… Alma verme döngüsü…  

Bazılarımız daha çok verici insanlardır. Karşılık beklemeden herkese yardım etmeyi sever. Karşılık beklemeden verip kendisinden çok diğerlerini mutlu etmeyi tercih eder. Başkaları mutlu olduğunda onlar da mutlu olur. 

Bazılarımız ise daha alıcı insanlardır. Hayatta hep başrol oynamak isterler. Herkesin onları sevmesini, herkesin onlara ilgi göstermesini, herkesin onları beğenmesini ve takdir etmesini isterler. Hep kendileri almak isterler. İlgiyi, sevgiyi, alakayı, maddi ve manevi her şeyi kendi üzerlerine çekmek isterler. Ama bunu yaparken başkalarına ilgi göstermeyi ve onları mutlu etmeyi pek fazla düşünmezler. 

Hep verici hep alıcı olmak da aslında doğru bir şey değildir bence. Eğer hayat zıt kutuplardan ibaret ise, eğer hayatta “yin-yang” (eril ve dişil) enerji var ise, o zaman sadece alıcı ya da sadece verici olamayız. Kimi zaman almamız kimi zaman da vermemiz gerekir ki hayatı bir denge içinde yaşayalım.  

Dersin sonunda geldiğim noktayı soracak olursanız… Almadan önce vermeliydik. Bize sıkıntı ve acı veren şeyleri hayatımızdan çıkararak belki de bizim için çok daha iyi olacak şeylere yer açmalıydık. Vermeden alamazdık… Yeni bir şey için yer açmazsak yeni bir şey hayatımıza girmezdi. Aslında çok basitti bu döngü. Eski bir kazağımızı ihtiyacı olan birine vermeden yeni bir kazak alamazdık. Bu kadar basitti işte. Bunu maddi ya da manevi her şey için uygulayabilirdik. Hayatımıza girecek olan yeni şeylere yer açmalıydık. Dersin sonunda geldiğim nokta buydu… Biriktirmeden yaşamak ve almadan önce verip yeni gelene yer açmak…