neden burundan nefes?

Standard

Hayat bir okul. Üniversiteden mezun olup iş hayatına atıldığımızda ne kadar çok şey bildiğimizi düşünürüz ve çalıştığımız yerde bir sürü ukalalık yaparız değil mi? Halbuki üniversiteyi bitirmiş olsak da eğitim öğretim asla bitmez. Eğitim ömür boyu sürer. Hayat, bize devamlı yeni şeyler öğretir. Hayatımız boyunca durmadan gelişir ilerleriz. Yoga dersleri de böyledir aslında. Yoga eğitmeni olduğumuzda piştiğimizi düşünmemiz ne kadar yanlış. Her bir ders bir etkileşim ve alışveriş aslında. Her derste öğrencilerden yeni bir şey öğrenmemiz mümkün. Ya da onların bize yönelttiği sorular sayesinde kendimizi geliştirmemiz ve ilerletmemiz…

Geçenlerde öğrencilerden biri yoga yaparken neden burundan nefes alıp verdiğimizi sordu. Bir anda şaşırdım. Neden burundan nefes aldığımızı açıklayabilirdim ama neden burundan nefes verdiğimizi açıklayamazdım. Çünkü bu konuyu derinlemesine bilmiyordum. Söyleyeceğim her şey tahminden ibaret olacaktı. Bu konuyu araştıracağıma söz verip derse devam ettim.

Yogada nefes? Evet yogada “prana” dediğimiz şey en basit anlamıyla “nefes” demekti. Daha derin anlamdaysa “yaşam enerjisi” ve “yaşamda karşılaştığımız her tür fiziksel, zihinsel, ruhsal ve kozmik enerji” demekti. “Prana”, yaşam ve bilincin temel ilkesiydi. “Prana”, nefes, solunum, yaşam, enerji ve güç demekti.

“Pranayama” ise, iki kelimenin birleşiminden oluşmaktaydı. “Prana” ve “ayama.” “Ayama”, uzatma, büyütme, kontrol etme anlamlarına gelmekteydi. Yani “pranayama”, nefesin uzatılması ya da nefesin kontrol edilmesi anlamındaydı. “Pranayama”, nefes alma, nefes verme ve nefesi tutma aşamalarından oluşmaktaydı. Nefes tutma, hem nefesi aldıktan hem de verdikten sonra yapılabilmekteydi. Nefes almak, sistemi uyarmaktaydı. Nefes vermek ise, bedenden zararlı ve gereksiz şeylerin atılması demekti. Nefes tutmak, enerjiyi tüm bedene yaymaktaydı. “Pranayama” dediğimizde hem yatay bir genişleme, hem dikey bir yükselme hem de tüm akciğerlerin ve kaburgaların genişlemesinden bahsetmekteydik.

Nefes aldığımızda, göğüs kafesi genişlerken akciğerler taze oksijen ile dolmaktaydı. Nefes verdiğimizde, göğüs kafesi daralırken akciğerler boşalmaktaydı. Nefes tuttuğumuzda ise, kalp atışları yavaşlamakta ve kalp kası dinlenmekteydi.

Genel olarak dört tip solumadan bahsetmek mümkündü:

1) Yüksek/Klavikular (köprücük kemiği) soluma: Boyundaki kaslar akciğerlerin sadece üst kısımlarını harekete geçirir.

2) Interkostal/orta soluma: Bu solumada, akciğerlerin orta kısmında devrededir.

3) Alçak/diyafram soluması: Akciğerlerin alt kısımları devredeyken, akciğerlerin üst ve orta kısımları daha az devrededir.

4) Pranayamik soluma: Akciğerlerin her tarafı tam kapasite kullanılmaktadır. Nefes aldığımızda göğüs kafesi, karın şişerken nefes verdiğimizde tüm bölgeler söner. Göğüs kafesi ve karın yukarı, ileri ve yanları doğru genişler.

Yoga derslerinde, “pranayamik soluma” tercih edilmektedir. Derslerde, öğrencilerden nefesi burundan almaları istenir. Böylece bedene giren hava burnun içindeki yapılar sayesinde temizlenir ve ısınır. Hava boğazdan aşağı doğru iner ve akciğerlere ulaşır. Diyafram kası kasılınca kaburgalar yukarı ve ileri doğru hareket eder (interkostal kaslar), akciğerler genişler ve hava ile dolar. Nefes verirken diyafram gevşer, kaburgalar aşağı ve içeri doğru hareket eder (interkostal kaslar) ve akciğerler  küçülürken hava boşaltılır.

Yoga derslerinde içsel ve dışsal olarak genişlediğimizde, omurgayı uzattığımızda, kolları yana ya da yukarı kaldırdığımızda, öne eğilmeden ya da burgulardan çıkarken ve yerçekimine karşı duruşlardan kalkarken nefes almaktayız. İçsel ve dışsal olarak kapadığımızda, kolları merkeze getirdiğimizde, öne eğilirken ya da burgu yaparken ve yerçekimiyle uyumlu bir duruş yaparken nefes veririz.

Nefesi burundan almamızın sebebi, içimize aldığımız havayı temizlemek ve ısıtmaktı demiştik. Peki neden burundan nefes vermeyi tercih etmekteydik? Nefesi burundan verdiğimizde, beden nemini kaybetmemekte ve dolayısıyla da “dehidrasyon” (susuzluk) oluşmamakta. Burundan nefes alıp verdiğimizde, ağız sağlığımızı da korumaktayız. Ağzımızdan nefes aldığımızda diş etleri kurumakta ve ağzımızın izindeki asit miktarı artmakta. Burundan nefes alıp vermek, horlamayı ve uyku apnesini azaltmakta ve uykuyu düzene sokmakta. Ayrıca, burundan nefes alıp vermek, bedene alınan oksijen miktarını dengelemekte ve bedenimize oksijen ihtiyacı kadarını almamızı sağlamaktadır.

Tüm bunlara ek olarak, ağzımızdan nefes alıp verdiğimizde gereğinden fazla soluma yapmakta ve “hiperventilasyon”a (normalden daha hızlı soluk alıp verme ) neden olmaktadır. Yine ağızdan nefes kullandığımızda, sadece göğsün üst tarafı devrede olur ve diyafram devrede olmaz. Ağızdan nefes almak, boğaz yollarında kuruluğa ve öksürüğe neden olabilir.

Ayrıca, burundan nefes alıp vermek, akciğerlerimiz ve kanımızdaki karbondioksit seviyesi ile ilgili bir konudur. Karbondioksit seviyesi normal olduğunda, dokularımıza ve beynimize yeteri miktarda oksijen salgılanmakta. Birçoğmuz, karbondioksitin bizler için kötü olduğuna inanmaktayız. Ancak, karbondioksit olmazsa, bedenimizin ihtiyacı olan oksijeni alamayız. Karbondioksit seviyesi yeterli ve doğru miktarda olduğunda, kırmızı kan hücreleri taşıdıkları oksijeni salgılayabilmekte.

Bedenimizin kullandığı karbondioksit miktarını havadan değil, bedenimizden sağlamaktayız. Bu nedenle, doğru bir şekilde solunum yapmazsak, ihtiyacımız olan karbondioksit miktarını da üretemeyiz.

Akciğerler, karbondioksit depolamakta. Karbondioksit belli bir seviyenin altına düşerse, bir takım dengesizlikler hissetmeye başlamaktayız ve bunlar da belli semptomlar olarak karşımıza çıkmakta. Akciğerlerde yeterli miktarda karbondioksit olduğunda, soluma diyafram aracılığı ile yapılmakta.

Ağızdan nefes alıp verdiğimizde, akciğerlerdeki ve kandaki karbondioksit seviyesi azalır ve beyne ve dokulara daha az miktarda oksijen gider. Karbondioksit seviyesi az olduğunda, kanın PH derecesi alkalin seviyesine yükselir ve beyne bir mesaj yollanır. Beyin, solumayı durdurmak için diyaframı durdurur ve karbondioksit seviyesi artar. Kan PH derecesi yeniden sağlandığında ve bedende oksijen yeniden dolaşmaya başladığında, beyin diyaframa yeniden çalışmaya başlaması için bir sinyal yollar. Ve nefes döngüsü devam eder.

Diyaframı solumanın temel kası olarak kullanmazsak, akciğerlerdeki karbondioksit miktarını dengelemede sorunlar yaşarız. Ağzımızdan nefes alıp verdiğimizde, sadece göğsün üst tarafını kullanıp diyaframı kullanmayız. Göğüs kafesinde gerginlik hissedip, solumada sıkıntı hissedebiliriz. Diyafram sayesinde, bedenden atacağımız karbondioksit miktarını dengeleriz.

İşte tüm bu nedenlerden dolayı yoga çalışmalarında burundan nefes alıp vermeyi tercih etmekteyiz. Ruhsal ya da zihinsel boyutta ise, burundan nefes alıp vermek bedeni ve nefesi sakinleştirken zihni de dinginleştirmektedir. Burundan nefes alıp verdiğimizde, nefes alış veriş süresi uzamakta, nefesler derinleşmekte ve zihin de bu sayede dinginleşmektedir.

Sonuç olarak, “prana” sadece “nefes” demek değildi. O, “yaşam enerjisi”ydi. Prana”, nefes, solunum, yaşam, enerji ve güç demekti. Yoga dersleri de yaşamın bir parçasıydı ve dersler sırasında yeni şeyler öğrenmek mümkündü. Öğrencilerin öğrenme isteği ile bizlere sorduğu sorular biz öğretmenlerin de gelişmesi ve ilerlemesi için bir şanstı. O gün öğrencilerden biri yoga derslerinde neden burundan nefes alıp verildiğini sormamış olsaydı, ben de bu kadar derinlemesine araştırma yapmayacaktım. Her an bizlerin gelişmesi ve ilerlemesi için bir şans… Her yoga dersi bizlerin gelişmesi için bir olanak… Önemli olan gelişmeye ve ilerlemeye açık olmak… İyi ki varsınız sevgili öğrencilerim. Namas’te…

Reklamlar

About burcuyircali

Hayata bambaşka bir meslek dalında atılmış ve 30 yaşından sonra kendini yoga dünyasının içinde bulan biri... Günde üç vardiya halinde bilgisayar başında ingilizce haber yazan biriyken, sırt ve bel ağrılarından muzdarip olup bir anda kendini yogada bulan ve kıpır kıpır yaşantısını yogayla sakinleştiren biri... Son beş yıl içinde yogayla dinginleşen, ve aslında kendini bulan biri... Tüm bu nedenlerden dolayı, yoga eğitmeni olmaya karar veren, hayatının akışını bir anda değiştiren, yoga önündeki tüm engelleri kaldıran ve kendini tamamen yogaya adayan biri... Sürekli yoga içinde olmayı, birşeyler okumayı, yaratmayı, insanlarla yogayı paylaşmayı ve yaşamayı seven biri... Gezmeyi, değişik deneyimler edinmeyi, okumayı, bazen yalnız başına kalmayı, bazen de etrafında binlerce insan olmasını seven biri... Kısacası herkesten bir parça içeren, herkes gibi olan biri...

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s