asıl oyuncu kim?

Standard
“Savasana” (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu)… Özel derslerimden birinin sonu… Öğrenciyi gevşetmek için sözlü yönergeler veriyorum. “Ayaklar düşsün mat’ın (yoga minderi) sağına ve soluna. Bacaklar rahat ve gevşek. Kalçayı iyice gevşet. Kalçada hala bir gerginlik hissediyorsan, iyice sık kalçayı ve şimdi gevşek bırak. Bel rahat, karın gevşek. Sırt ve omuzlar gevşek. Göğüs kafesi rahat. Avuç içleri yukarı doğru, kollar gevşek. Boyun rahat. Dudaklar hafif aralık, dil alt damakta rahat. Sarksın yanaklar… Gözler göz yuvalarının içinde rahat… Başın tepesi, başın arkası tamamen gevşek ve rahat… Ayaklardan başın tepesine kadar bütün bedeni yerçekimine bırak. Gevşet tüm bedeni. Toprağın enerjisinin bedeni içine almasına, emmesine izin ver. Bedeni ağırlaştır. Teslim et toprağın enerjisine. Nefese odaklan. Nefes alış ve verişini izle. Nefese odaklandıkça bedeni iyice ağırlaştır. Bedenin sadece bir kılıf olduğunu fark etmeye çalış. İki kaşının arasına odaklanabilirsin ya da sadece nefesleri izleyebilirsin.”
BEN_4569
Yoğun bir vinyasa dersinin sonundaki gevşeme anında söylediğim cümlelerdi bunlar. Öğrenciyi derin gevşemeye hazırlanıyordum. Bir buçuk yılı aşkın bir süredir birlikte çalışıyorduk. Öğrenci gevşiyordu o an. Ama bir yandan da bir şey söylüyordu bana. Beni çok mutlu eden bir şey: “Göbek deliğime odaklanıyorum. Orada bir enerji hissediyorum. Sanki orada yaşıyorum. Sanki orada bir kalbim var. Göbek deliğime odaklandığımda da, daha derin bir meditasyona doğru yol aldığımı hissediyorum.”
Daha başka ne duymak isteyebilirdim ki? Öğrencinin bu sözleri beni yıllar öncesine götürdü. Aşağı yukarı aynı şeyleri hissettiğim bir yoga dersine. O sıralar yoğun bir şekilde meditasyona eğilmiştim. Çözmem gereken bazı meseleler vardı ve yoga öğretmenim beni ters duruşlara ve meditasyona yönlendirmişti. Her sabah kalkar kalkmaz “sirsasana” (baş duruşu), “sarvangasana” (omuz duruşu), “halasana” (saban duruşu), “karnapidasana” (kulak basıncı duruşu) ve “matsyasana” (balık duruşu) yapıyordum. Sonrasında 5 ila 15 dakika arasında meditasyon…
Meditasyonun süresi, o günkü iş tempoma göre değişiyordu. Akşamları da en az 15 dakikalık bir meditasyon yapıyordum. Ters duruşlar ile zihnim gitgide rahatlıyor ve gevşiyor, meditasyon ile de içime dönüyordum. Temizleniyor, arınıyordum. Günler böyle geçip gidiyordu.
O sabah yoga dersinde 10 dakikalık bir “savasana” yapmıştık. Daha önce hiç bu kadar uzun bir derin gevşeme ve dinlenme yapmamıştık. O gün, “savasana”da sırt üstü yatarken, bedenim ile ruhumun iki ayrı şey olduklarını fark ettim. Bedenimin gerçekten ağırlaştığını ve toprağa teslim olduğunu, ruhumun ise tam tersi “uçtuğunu”, “coştuğunu” ve “huzur dolu olduğunu” hissettim. Sanki bedenim yerde uzanıyordu ve ruhum gerçek anlamda “uçuyordu.” Ölmek böyle bir şey miydi acaba diye düşündüğümü hatırlıyorum. O kadar huzurlu bir andı ki, korkmadım. Öğretmenin seslerini duyuyordum. Yönergelerle bizi “savasana”dan uyandırmaya başlamıştı. “Nefesinizi derinleştirin. Daha derin nefesler alarak bedeni uyandırın. Ayak bileklerini ve el bileklerini küçük küçük daireler çizerek hareketlendirin. Kolları başın üzerinde birleştirin, kollardan ve bacaklardan iyice uzayın. Bacakları göğüse doğru çekin. Bedeni sağ tarafa düşürün. Yerden destek alarak oturma pozisyonuna gelin.”
Tüm bunları duyuyordum ama hareket edemiyordum. Ruhum, “uçmanın” tadına varmış, engel tanımıyordu. Bedenim ruhu çağırıyordu ama nafile. Ders bitti. Herkes kalktı. Toparlandı. Ben ancak “o büyülü anları” bırakıp gerçek dünyaya dönmeye karar vermiştim. Yavaşça yerimden kalktım. Ama o an, ben “eski ben değildim.” Bir şeyler değişmişti. Neler olmuştu hiç anlamıyordum ama hayatım o an değişmişti.
Hemen öğretmenin yanına gittim ve yaşadığım deneyimden bahsettim. Tek söylediği: “Olur böyle şeyler. Korkma, önemli bir şey değil.” Böyle bir açıklama beni derinlemesine bir araştırmaya sevketti. İnternet ne güne duruyordu. Araştırdım, araştırdım ve sonunda buldum: “Astral seyahat.” Birçok insanın deneyimlerini okudum ve kendiminkine benzer noktalar buldum. Teşhis konulmuştu. Ne olursa olsun, “zihin bilmek ve öğrenmek istiyordu.” Şu zihin yok mu, şu zihin!..
Peki neydi bu “astral seyahat” denen şey? Astral bedenin (eterik beden/süptil beden), en basit anlatımıyla ruhun, fiziksel bedeni terketmesi ve bu şekilde yolculuk yapması… Ruh, bedene astral bir kordon ile bağlıdır. Tıpkı bir bebeğin annesine göbek bağıyla bağlı olduğu gibi… Bu astral kordon göbek deliğindedir ve bir ruh, buradan bedeni terkedebilir ve bedene tekrar buradan girebilir.
O gün, öğrencinin hissettiği de bu derin bağ idi aslında. Hangi ara meditasyonda bu kadar ilerlemiştik? Nasıl da farketmemiştim? Aslında daha önceden “savasana” sırasında hissettiklerinden bahsetmiştik. Değişik renkler görme, bu renklerin daireler halinde dönmesi, büyümesi küçülmesi… Tüm bunlar meditasyona adım adım yaklaştığımızı gösteriyordu aslında. Ama ben “samadhi”ye (sonsuz mutluluk) bu kadar yaklaştığımızı farketmemişim.
“Samadhi”, beden, ruh ve zihnin bir ve bütün olması, ikiliğin ve zıtlıkların yok olması, yüksek bilince ulaşma durumu, zaman ve mekanın ötesine geçme hali…
O anda öğrenciyle bazı deneyimlerimi paylaşma ihtiyacı hissettim. Bu konuda daha önce hiç kimseyle konuşmamıştım. Demek ki benim de açılmam gerekiyordu. “Böyle bir deneyim yaşayınca, bedenin bir giysi olduğunu ve asıl oyuncunun ruh olduğunu farkediyoruz. Bilinç seviyesi arttıkça; ruh, beden ve zihin bir ve bütün oldukça; ikisellik ortadan kalkınca; herşey bir ve bütün olunca; zaman ve mekan kavramları yok olunca; insan bambaşka düşünmeye ve hissetmeye başlıyor. Eskiden önemli olan şeyler artık önemini yitiriyor. Hayata başka gözlerle bakmaya başlıyorsun. Ölmeden önce ölmek bu olsa gerek. Ne kadar fazla israf ettiğimizi, ne kadar doyumsuz olduğumuzu, ne kadar gereksiz alışveriş yaptığımızı, ne kadar lüzümsuz yere kırıldığımızı ve üzüldüğümüzü, ne çok şeyi boşu boşuna kafamıza taktığımızı görmeye başlıyoruz. Hayatımızı basitleştirmeye başlıyoruz. Daha küçük şeylerden mutlu oluyoruz. Küçülüyoruz. Çevremizi daraltıyoruz. Gereksiz nesneleri ve kişileri hayatımızdan çıkarıyoruz. Kendi kendimize daha çok yetmeye başlıyoruz. Tek başımıza olmak hoşumuza gitmeye başlıyor. Biriktirmiyoruz. İstemiyorsak, görüşmüyoruz. İstemiyorsak, gitmiyoruz. İstemiyorsak, buluşmuyoruz. İstemiyorsak, sırf mecbur olduğumuz için mutlu olmayacağımız düğünlere ya da toplantılara katılmıyoruz. Kısacası ruhu özgürleştiriyoruz. Ruha yaşam ve seçim hakkı tanıyoruz ve böylece hiç olmadığımız kadar mutlu ve huzurlu oluyoruz.”
“Savasana” sonrası oturma pozisyonu… Eller kalbin önünde dua pozisyonunda (anjali mudra) birleşmiş durumda… Çene göğüse yaklaşmış… Yani, ego kalbin önünde eğilmiş… Tamamen fiziksel boyutta başlayan bir ders, felsefi bir şekilde sona ermişti. “Aslında mutlu olmak elimizde. Zihnin etkisi altında kaldığımızda ve zihin ile hareket ettiğimizde, mutluluk bizden an be an uzaklaşıyor. Oysa, ruha kulak verdiğimizde, mutluluk yanıbaşımızda… Zihin ya da ego yerine kalpten ve ruhtan kararlar vermek ve o şekilde yaşamak umuduyla…”
Reklamlar

About burcuyircali

Hayata bambaşka bir meslek dalında atılmış ve 30 yaşından sonra kendini yoga dünyasının içinde bulan biri... Günde üç vardiya halinde bilgisayar başında ingilizce haber yazan biriyken, sırt ve bel ağrılarından muzdarip olup bir anda kendini yogada bulan ve kıpır kıpır yaşantısını yogayla sakinleştiren biri... Son beş yıl içinde yogayla dinginleşen, ve aslında kendini bulan biri... Tüm bu nedenlerden dolayı, yoga eğitmeni olmaya karar veren, hayatının akışını bir anda değiştiren, yoga önündeki tüm engelleri kaldıran ve kendini tamamen yogaya adayan biri... Sürekli yoga içinde olmayı, birşeyler okumayı, yaratmayı, insanlarla yogayı paylaşmayı ve yaşamayı seven biri... Gezmeyi, değişik deneyimler edinmeyi, okumayı, bazen yalnız başına kalmayı, bazen de etrafında binlerce insan olmasını seven biri... Kısacası herkesten bir parça içeren, herkes gibi olan biri...

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s