sonuç alma vakti yakın…

Standard

Hayatımda birçok şey “sirsasana”yı (baş duruşunu) tanımamla başladı. Hani bazen hayatınızda bir şey olur ve hayatınız tamamen değişir ya, işte ben de tam öyle bir şeyler yaşadım baş duruşuyla tanışınca.

wpid-2013-05-18-14.15.45.jpg

Sanırım iki sene önceydi. Henüz özel bir yoga stüdyosuna gitmiyordum, üye olduğum spor tesisindeki yoga derslerine giriyordum. İki sene olmuştu yogaya başlayalı. Yoganın temel birçok asanasını deneyimliyorduk. Bunların arasında ters duruşlardan “sarvangasana” (omuz duruşu), “halasana” (saban duruşu) ve “karnapidasana” (kulak basıncı duruşu) da vardı. Ama henüz yoga asanalarının kralı, yani “baş duruşu”, nam-ı diğer “sirsasana” ile tanışmamıştım.

Ve bir gün yoga öğretmenimiz dersin başından itibaren omuz kuşağımızı çalıştıran ve güçlendiren asanalar yaptırdı. Oldukça yorulduktan sonra, işte şimdi esas duruşa geliyoruz, şu ana kadar sadece bunun için hazırlandık dedi. Meğer o günkü esas duruş, “sirsasana”ymış. Ellerimizi birleştirip ellerimizin dış yanlarını yoga minderimize (matımıza) yerleştirdikten sonra iki ayağımızın üzerine sanki “adho mukha svanasana” (aşağı bakan köpek) yaparmış gibi yükseldik. Ayaklarımızı ellerimize doğru yaklaştırmaya başladık. Tam da artık gidecek noktamız kalmamıştı ki… İşte o an, ya ayaklarını yerden kaldırıp baş duruşuna çıkacağımız an ya da ayaklarımızı yerde tutup güvenli bir zaman dilimini deneyimleyeceğim andı. Tabi ki sağlamcı bir insan olarak, ben ikinci şıkkı seçtim. Ayaklarımı yerden kaldırıp sadece ve sadece başımın üstünde durmak… Hiç bana göre değildi. Sınıfta herkes kendi deneyimini yaşıyordu. Cesurca, bir çırpıda, korkmadan ayaklarını yerden kesen ve başının üstünde yükselen insanlar da vardı; benim gibi güvenli noktada kalmayı tercih eden de… Ne de olsa, yoga esnek bir felsefe değil miydi? Olsun varsın, herkes istediğini yapsın.

Öğretmenimiz sınıfta herkesi dolaştıktan sonra, duruşu bıraktırdı ve “sirsasana” duruşunu dengelemek için hepimizi “balasana”ya (çocuk pozisyonu) getirtti. Zaten ondan sonra da ders bitmişti.

İşte, baş duruşuyla ben böyle tanıştım. Sonraki günlerde öğretmenimiz her dersin sonunda, istersek baş duruşunu deneyebileceğimizi söylüyordu. İlk şoku atlattığım için denemekten bir zarar gelmez diye düşünüp her dersi sirsasana ile bitirmeye çalışıyordum. Bir de baktım ki, yavaş yavaş ayaklarımın ikisini de karnıma kadar çekebiliyordum ama devamı bir türlü gelmiyordu.

Bu süre zarfında hem öğretmenimizden öğrendiğim hem de internetten okuduğum kadarıyla baş duruşuna kalkmak için sadece fiziksel güç yeterli değildi. İşin içine duygular, korkular ve psikoloji de giriyordu. Benim gibi her zaman sağlamcı olan bir kişi için tahmin edersiniz ki oldukça zordu.

Bir kere bu duruşu kafaya takmıştım. Öğretmenimizin bir önerisi oldu. Her gün sabah kalkar kalkmaz daha yorulmadan yarım baş duruşu, yani ayaklarımı karnıma kadar çekip beklediğim duruş, yapmak ve 10 nefes kalmak. Sonradan alıştıkça duruşta kalmaya, kalış süremi, yani nefes sayımı, uzatmak. 15, 20, 25, 30, 40 ve derken 50. İki buçuk ayın içinde ben bu duruşta 50 nefes kalabiliyordum.

Yalnız sabah pratiğim sadece baş duruşu ile sınırlı değildi. O sıralarda kafamda çözmek istediğim bir şey vardı. Bu nedenle, “sirsasana”yı (baş duruşu), “sarvangasana” (omuz duruşu) ve “matsyasana” (balık duruşu) izliyordu. Duruşların öncesinde veya sonrasında da 10-15 dakika meditasyon. Günler böylece akıp gitti.

Tam iki buçuk ay sonra bir yoga dersindeydik. Stüdyoda aynalar vardı. Ders başlamadan baş duruşunu denemek istedim. İki ayna arasındaydım. Kendimi görebiliyordum. Birden irkildim. İnanamadım kendime. Meğer ben baş duruşuna çıkmışım, aylar içinde evimde çalışırken fark etmemişim. Meğer ayaklarımı tam olarak yükseltmişim ve orda durabiliyorum. Tam yeni yıl öncesiydi. Bunu bir yeni yıl hediyesi olarak kabul ettim ve baş duruşuyla birlikte hayatım değişti.

Eskiden tek bir noktaya sabit kalırdım, baş duruşuyla birlikte farklı açılardan bakmaya alıştım. Dünyaya tersten bakmak hiç de öyle korkunç bir şey değildi. Aksine, insanı çok mutlu eden ve tüm kaygılarını alıp götüren bir şeydi. Zihnimin sakinleştiğini hissettim, önyargılarımın kırıldığını, daha sakin bir insan olduğumu fark ettim. Daha anlayışlı, daha farklı, daha aydın, daha huzurlu…

Belki de tüm bunların olmasından korkan egomdu benim bu duruşa çıkmamı aylar boyunca engelleyen. Belki de kendisinin yenileceğini ve artık önemini yitireceğini biliyordu da onun için beni alıkoyuyordu “sirsasana”dan. Sonuçta, ruhum, bedenim ve zihnim bir bütün oldu ve bu duruşu da kabullendi. Önce bedenim alıştı tepetaklak durmaya, sonra ruhum ve zihnim alıştı. Zihnim önceleri karşı koydu, zihin için ne zordur yeni şeyleri kabul etmek. O direndi, ama baktı sonunda olmuyor, teslim oldu. Zihnim teslim olunca, zaten duruş artık hallolmuş demekti.

Bu arada çözmem gereken meselelere ne mi oldu? Bir yandan ters duruşlar, baş ve omuz duruşu, bir yandan meditasyon derken ne çözmem gerektiğini unuttum. Ya da artık önemini yitirdi. Hayatı akışına bıraktım, müdahale etmekten vazgeçtim, tıpkı “sirsasana”da teslim olduğum gibi ve olay kendiliğinden çözüldü ve düzeldi tam da benim istediğim şekilde…

O iki buçuk ay hayatımın en zor zamanlarından biriydi diyebilirim. Tabi ki sadece baş duruşundan dolayı değil, içinde bulunduğum olaylar zinciri sebebiyle… Sonuçta ne oldu? Her şey yoluna girdi. Kolay mıydı? Hayır, elbette değildi. Benim gibi aceleci bir insanın yavaşlaması ve sakinleşmesi gerekti, sabretmeyi öğrenmesi gerekti, kendini akışa bırakması gerekti, zihnini susturması gerekti, bedeni, ruhu ve zihniyle bir bütün olması gerekti. Ama sonunda değdi mi? Tabii ki değdi, tüm yaşananlara ve tüm deneyimlere, ister fiziksel olsun ister ruhsal, hepsine değdi. Eğer bugün iki yıl öncesinden farklı bir noktadaysam, farklı bir bakış açısına sahipsen ve hayatı bambaşka görebiliyorsam, hepsi iki yıl önceki baş duruşu deneyimimle oldu. Sadece denemek, deneyimlemek… Gerisini bekle ve gör; meyveleri toplayacağın zaman çok yakın…

Reklamlar

About burcuyircali

Hayata bambaşka bir meslek dalında atılmış ve 30 yaşından sonra kendini yoga dünyasının içinde bulan biri... Günde üç vardiya halinde bilgisayar başında ingilizce haber yazan biriyken, sırt ve bel ağrılarından muzdarip olup bir anda kendini yogada bulan ve kıpır kıpır yaşantısını yogayla sakinleştiren biri... Son beş yıl içinde yogayla dinginleşen, ve aslında kendini bulan biri... Tüm bu nedenlerden dolayı, yoga eğitmeni olmaya karar veren, hayatının akışını bir anda değiştiren, yoga önündeki tüm engelleri kaldıran ve kendini tamamen yogaya adayan biri... Sürekli yoga içinde olmayı, birşeyler okumayı, yaratmayı, insanlarla yogayı paylaşmayı ve yaşamayı seven biri... Gezmeyi, değişik deneyimler edinmeyi, okumayı, bazen yalnız başına kalmayı, bazen de etrafında binlerce insan olmasını seven biri... Kısacası herkesten bir parça içeren, herkes gibi olan biri...

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s