yoga sakatlar mı?

Standard

Genellikle yogaya ya fiziksel rahatsızlık ve sakatlıklar ya da duygusal ve ruhsal yüklerimiz yüzünden başlarız. Bir doktor ya da arkadaş tavsiyesi ile. “Ayyy şekerim, yogaya bel ve boyun ağrılarımdan kurtulmak için başladım ve şu an kendimi çok iyi hissediyorum, tüm ağrılarım geçti.” Evet, gerçekten de yoga asanalarını doğru hizalanma ile, kendi bedenimizi izleyerek ve onun suyuna giderek ve öğretmenimizin uyarılarını da dikkate alarak yaparsak, yoga bizi hem fiziksel rahatsızlık ve sakatlıklarımızdan hem de duygusal ve ruhsal yüklerimizden arındırır ve bize kaliteli bir yaşam sağlar.

2009-2012

İlkbahar aylarını doyasıya yaşıyoruz ya… Tam bir ilkbahar… Bir gün hava günlük güneşlik, pırıl pırıl, ılıman ve insan neredeyse ertesi gün deniz kıyısına gitme planları yapıyor, ertesi gün bir bakıyorsun hava yağışlı, kasvetli, soğuk ve tam kıştan kalma bir gün gibi… İnsanın canı evden çıkmak istemiyor.
İşte bu sebeple, geçenlerde bir dersimi arkaya eğilmelere ayırmak istedim. Yani, bir arkaya eğilme asanasını, “urdhva dhanurasana” (köprü) dersimin zirve duruşu olarak kullanmaya karar vermiştim. Dersime yeni gelen bir öğrenci de vardı. Öncelikle herkese görüşmeyeli bir sağlık sorunları ya da herhangi bir sakatlıkları olup olmadığını sordum. Birden öğrencilerimin birinden “belim biraz rahatsız, incitmişim” diye bir cümle durdum. Kendisine bugün yoğun bir arkaya eğilme deneyimleyeceğimizi ancak bu asananın daha kolay ve beli için sorun yaratmayacak bir alternatifi de olduğunu ve kendisinin bugünlük risksiz olan bu duruşu deneyimlemesini rica ettim.
Derse, kısa bir meditasyonla başladık. Bağdaşta oturduğumuz yerde, sağa sola esnemeler, hafif burgular ile devam ettik. Kedi-inek esnemesi ardından ayağa kalktık, surya namaskara (güneşe selam) serileri, chandra namaskara (aya selam) serileri, golden seed (altın tohum) akışı ile ısındıktan sonra, hafif hafif göğüs kafesi ve bacak önündeki kaslarımızı açmaya yönelik asanalar yaptık. Dersin ilk yarısı bitmişti ve sıra zirve duruşunu deneyimlemeye gelmişti. İki öğrencim zaten “urdhva dhanurasana”yı yapıyordu. Onlardan duruşta daha derinleşmelerini rica ettim, kollarını bükük kullanıyorlardı, düzeltmeye çalışmalarını istedim. Bacaklarını bedenlerinden biraz daha uzağa, minderin önüne doğru yürüterek daha derin bir arkaya eğilme deneyimlemelerini söyledim. Yeni gelen öğrencime döndüm, baktım o da kendinii kaldırmış yerden. Duruşta biraz daha derinlemesi için yanına gittim. Bacaklarımından tutturup göğüs kafesini daha da esnetmesine yardımcı oldum. O arada, sınıfa şöyle bir göz gezdirirken, belinden rahatsız olduğunu söyleyen öğrencimin, “setu bandhasana” (yarım köprü) deneyimleyeceği yerde, başını yere koyarak “urdhva dhanurasana” yapmaya çalıştığını gördüm. Hemen yanına gittim ve kendisine, belinin zaten rahatsız olduğunu bu duruşu yapmaya çalışarak ağrıyı ve acıyı çoğaltabileceğini, sadece ve sadece “setu bandhasana” denemesini rica ettim.
Hemen filmi ileri sarıyoruz. Bir sonraki ders iki gün sonraydı. Ne mi oldu? Dersi iptal ettik. Yani tabii ki sadece öğrencimin bel ağrısından dolayı değil, diğer öğrencilerimin de toplantısı ve işleri yoğunmuş o yüzden. Ancak, bel ağrısı da çok etkili oldu.
Peki neden böyle bir olay yaşandı? Hani yoga sakatlamazdı. Gerçekten de yoga sakatlar mı? Evet sakatlar. Eğer kendi bedenimizi tanımazsak, sınırlarımızı bimezsek, hizalanma kurallarına dikkat etmezsek, öğretmenin uyarılarını dinlemezsek, pek tabii sakatlanabiliriz. Belki bir ay, iki ay, üç ay sakatlanmayız, ama mutlaka bir gün sakatlanabiliriz.
Peki yoga asanalarını yaparken sakatlanmamak için nelere dikkat etmeliyiz? Öncelikle, yoga felsefesini asla ama asla aklımızdan çıkarmamalıyız. Hiçbir şeyde aşırıya kaçmamalıyız. Hırslı olmamalıyız. Hırsımızı kontrol altına almalıyız. Bunlar bir şey ifade etti mi size? Evet, yoga üstadı Patanjali’nin sekiz dallı Ashtanga Yoga’sının etik bir kuralı olan “aparigraha” kuralına uyarak, yogada sakatlanmayı önleyebiliriz. “Aparigraha”, en basit anlamıyla biriktirmemek demek, ancak hırslı olmamak ve sahiplenme arzusunun olmaması anlamına da geliyor. Yani, ulaşamayacağımız bir nokta için kendimizi paralamamak demek. Yoga yaparken, mütevazi ve iddiasız olmak demek. İşte sakatlanmamak için ilk kuralımız bu.

2009-2010 tum fotolar 684

Örnek verecek olursak.. Ayak bileğimi yoğun spor yaparken üç kere sakatladım. “Padmasa” (lotus) oturuşu yaparken, iki ayak bileğimi de yoğun bir şekilde çevirmem gerekiyor. Eğer bu oturuşu yapmaya ısrar edersem, ayak bileğimi tekrar tekrar sakatlayabilirim çünkü zaten orada bir sorun var. Bu nedenle, sakatlığımın ya da eksikliğimin farkındayım ve zorlamıyorum. Belki bir gün yapabileceğim ama şu an hırslanıp ayak bileğimi daha da sakatlamak ve sonuçta hiçbir şey yapamayacak duruma gelmek istemiyorum.
İkinci kural ne olabilir sizce? “Avidya” desem, size birşey çağrıştırır mı? “Avidya” ne demekti? En basit tabiriyle, cahillik demek. Yoga asanalarını yaparken, “cahillik” bizi nasıl sakatlar? Eğer ne yaptığımızı bilmiyorsak, ne yaptığımızın farkında değilsek, öylesine yapıyorsak, hizalanma kurallarını unuttuysak, felsefeyi unuttuysak ya da aldırmıyorsak, o zaman yoga bizi sakatlayabilir. Öncelikle, kim olduğumuzu bilmemiz gerek, neler yapabiliyoruz, ne kadar yapabiliyoruz. Ya da gerçekleri görebiliyor muyuz, yoksa kör mü olduk? Kendimizle iletişim halinde miyiz, onu dinliyor muyuz, onun isteklerine cevap verebiliyor muyuz, ya da gerektiğinde onu dinleyip, bir adım geri gidebiliyor muyuz? İşte karşınızda ikinci kural. Bu kurala uyduğumuzda, asanaların oldukça güvenli olduğunu düşünüyorum.

2009-2010 tum fotolar 682

Diyelim ki dizimiz rahatsız. Zaten birçok öğrenci dizlerinden sıkıntı çekiyordur. Diz eklemimizi korumamız için öncelikle tüm ayaktaki duruşlarda diz ile ayak bileği arasındaki açıyı 90 derecede tutmamız gerek. Bir başka deyişle, dizimiz ayak parmak uçlarını geçmeyecek. Bu kuralı her zaman hatırlamalıyız. Yerdeki duruşları yaparken ya da dizimizi yere koymamız gerektiğinde, tam diz ekleminin üstünde durmamalıyız. Dizimiz ile kalça eklemimiz arasındaki açıyı biraz büyütmeli ve diz kapağının biraz üstünü yere koymalıyız. Yine de acı hissediyorsak, o zaman diz altına bir battaniye koyarak dizimizin daha rahat etmesini sağlamalıyız.

Ya da belimiz mi rahatsız. Özellikle son dinlenme ve rahatlama duruşu olan “savasana”da dizlerimizin altına bolster (yastık) koyup, kendimizi gevşetmeyi deneyebiliriz. Bir başka seçenek de, ayaklarımızı duvara dayayıp (viparita karani) bu sefer belin altını bolster ile desteklemek olabilir. Görüldüğü gibi, yoga sakatlamak çok, rahatlatmaya ve şifalandırmaya yönelik bir felsefe.
Gelelim üçüncü kurala. Bu kural tamamen bizim irademizin dışında bir sakatlanma sebebini ortaya koyuyor. Öğretmen etkenini. Öğretmenimizin de kendi “hırsları” ya da “cahilliği” olabilir. Yani, öğretmen de “aparigraha” ve “avidya” kurallarını unutmuş olabilir ve bu kuralları göz ardı ederek sizi duruşta düzeltmeye ya da derinleştirmeye kalkabilir. Düşünün o zaman ne olabilir? Biraz açalım bu konuyu. Diyelim ki, öğretmenimiz çok esnek ve aynı zamanda da güçlü ve onun yapamadığı ve yapamayacağı bir asana yok. Asanaları sınıfa gösterirken, tam yoga dergilerindeki gibi bir duruş sergiliyor. Peki o zaman ne olabilir? Eğer sınıftaki öğrenciler de, “aparigraha” ve “avidya” kurallarından yoksunsa, öğretmeni taklit etmeye çalışırlar ve işte yeni bir sakatlık sebebi. Ya da öğretmen, öğrencilerini düzeltirken, hırslarının kurbanı olup, mütevaziliği elden bırakıp, öğrencinin sınırlarını göremeyip, duruşta onu sınırlarının ötesine iterse, yine bir sakatlıkla karşı karşıya kalırız.

Bırakın yogayı, günlük hayatta bile sakatlanma riskimiz var. Merdivenden inerken boşa basıp ayağımızı burkabiliriz ya da otobüse koşarken düşüp bir yerimizi incitebiliriz. Yani, yoga asla sakatlamaz gibi bir iddiada bulunamayız. Ancak, yoga asanalarında sakatlanma riski diğer birçok aktiviteye göre daha azdır. Yeter ki, bu üç kuralı hep aklımızda tutalım. Hırslı olmayalım, kendi sınırlarımızı bilelim, ve bu sınırların içinde kendi kendimize kalalım ve gerekirse öğretmeni bile sokmayalım. Öyleyse sizce yoga sakatlar mı?

Reklamlar

About burcuyircali

Hayata bambaşka bir meslek dalında atılmış ve 30 yaşından sonra kendini yoga dünyasının içinde bulan biri... Günde üç vardiya halinde bilgisayar başında ingilizce haber yazan biriyken, sırt ve bel ağrılarından muzdarip olup bir anda kendini yogada bulan ve kıpır kıpır yaşantısını yogayla sakinleştiren biri... Son beş yıl içinde yogayla dinginleşen, ve aslında kendini bulan biri... Tüm bu nedenlerden dolayı, yoga eğitmeni olmaya karar veren, hayatının akışını bir anda değiştiren, yoga önündeki tüm engelleri kaldıran ve kendini tamamen yogaya adayan biri... Sürekli yoga içinde olmayı, birşeyler okumayı, yaratmayı, insanlarla yogayı paylaşmayı ve yaşamayı seven biri... Gezmeyi, değişik deneyimler edinmeyi, okumayı, bazen yalnız başına kalmayı, bazen de etrafında binlerce insan olmasını seven biri... Kısacası herkesten bir parça içeren, herkes gibi olan biri...

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s