boğaz çakrama ne oldu?

Standard

2009-2010 tum fotolar 674Yıllar yıllar önce… Yine bir yoga dersindeyim. En basit duruşu yapıyoruz. “Nefes al ve nefes aldığın süre boyunca kalçanı yukarıya doğru kaldır, belini çukurlaştır ve en son başını yukarıya doğru çevir, nefes ver ve nefesini verdiğin süre boyunca kalçanı aşağı indir, kamburlaş ve en son başını da aşağı doğru çevir ve yere bak.” Size birşey ifade etti mi? Evet, kedi-inek serisi… Sankrit adıyla marjaryasana-bitilasana… Anatomik açıdan pelvik tilt… Şimdi neden bu konuyu ele aldım?O kadar kolay bir duruş ki bu, bu kız bu konuda yazacak ne bulmuş olabilir? Çok basit. İki asana boyunca hareket eden bir boyun ve boynumuzda biriken duygular, söylediklerimiz, söyleyemediklerimiz, toksinler ve daha neler neler…
Genellikle yoga dersleri meditatif bir oturuşla başlar. Öğretmen, o gün ne tarz bir ders işleneceğini açıklar ve öğrencileri derse hazırlar. Kısa bir başlangıç meditasyonundan sonra ders çoğunlukla kedi-inek esnetmesi ile başlar. Neden mi? Çünkü bu asana, bedeni uyandıran, canlandıran, omurgayı harekete geçiren en temel duruşlardan biridir. O nedenle, hemen hemen tüm yoga derslerinde kedi-inek esnetmesine rastlamak çok mümkündür. Bu asana, bedeni kuyruksokumundan başın tepesine kadar esnetir, omurgayı ve boynu güçendirir ve esnetir, kalçaları, karnı ve sırtı esnetir, bedendeki toksinleri atmaya yardımcı olur, koordinasyonu artırır, iç organlara masaj yapar, duruşumuzu (postür) düzeltmemizi sağlar,  ve öğrencileri derse hazırlar.
Bunlar asananın sadece fiziksel faydaları. Peki bu asananın ruhsal ve duygusal faydaları da yok mu? Bizzat deneyimlemiş bir kişi olarak, bu soruya tabi ki olumlu cevap vermek durumundayım. Olmaz olur mu?
Kedi-inek esnetmesinin ne gibi ruhsal ve duygusal faydaları olabilir hiç düşündünüz mü? Ya da derslerde bu duruşu yaparken öylesine mi yaptınız? En basitinden, bu duruş zihni sakinleştirir. Ayrıca duygusal dengemizi sağlamamıza yardımcı olur ve stresi azaltır.
Yine de bunlar da benim tam olarak anlatmak istediğim faydalar değildi. En iyisi kendi hikayemi anlatayım size. Yogaya ilk başladığım zamanlarda, tabii ki derslerde, ben de kedi-inek esnetmesiyle sık sık karşılaşıyordum. Bu akış, benim için çok sorun yaratmıyordu. Kolaydı benim için. Anatomik olarak, “pelvik tilt” denen esnetme için vücudum müsaitti. Oldukça derin bir açıyla kediden ineğe, inekten kediye geçebiliyordum. Peki sorun neydi?
Tüm mesele, kedi-inek akışı içinde boynun hareketiydi. Kedi pozunda başımızı aşağı doğru çeviriyorduk, inek pozunda ise yukarı doğru bakıyorduk. Yani boyun sürekli hareket halindeydi. Beni esas zorlayan buydu. Yooo, hayır, yanlış anlaşılmasın. Boyunla ilgili bir sağlık sorunum da yoktu. Tüm mesele ruhsal ve duygusaldı. Marjaryasana-bitilasana akışını her yaptığımızda beni öksürük krizleri tutuyordu. Öksürmekten kendimi alamıyordum, boğazım çatlıyordu sanki. Duruşu yarım bırakıyordum ve kana kana su içiyordum.
Eee, ne olmuş ki diye sorduğunuzu duyuyorum. Bu duruş, boğazdaki ya da boyundaki fiziksel sorunları çözmede birebir. Benim sorunum tamamen ruhsal ve duygusaldı. Aklımdan geçen şeyleri, etrafımdaki insanları üzmemek için içime atıyordum. Düşündüklerimi rahatça dile getiremiyordum. Düşünüp de söylemek istediklerimi dudaklarımdan çıkaramıyordum. Beynim başka birşey diyordu, kalbim de ona uyuyordu belki. Ama ne yazık ki, hiçbiri dudaklarımdan dökülmüyordu. Eeee hal böyle olunca da kedi-inek esnetmesinde öksürmek gayet doğal bir tepki oluyordu.
Boğazımın temizlenmeye ihtiyacı vardı. Aklımdan geçip de dudaklarımdan bir türlü çıkmayan herşey boğazımı kirletiyordu. Boğazımı “detoksa” sokmalıydım. Ancak bu o kadar kolay birşey değildi. Bugüne kadar ömrümün uzunca bir süresi herşeyi içime atmaya alışmış bir insandım. Kimseyi üzmeyim, kırmayım derken düşüncelerim ağzımdan çıkamadan içime akıyordu ve dolayısıyla boğazım kirleniyordu, boğaz çakram, nam-ı diğer “vishudda” çakram, tıkanıyordu.

2009-2010 tum fotolar 678
Yeri gelmişken kısaca bahsedeyim. “Vishudda”, kendini ifade etmekle alakalı bir çakra. Ben kendimi ifade edemeyince, doğal olarak boğaz çakram da tıkanıyordu. Ayrıca bu çakra, yaratıcılık, iletişim ve doğrulukla da ilişkili bir çakra.
Başkalarını üzerim ya da kırarım diye düşündüklerimi söyleyemeyince, tüm içime attığım duygular ve düşünceler boğazımı etkiliyor ve boğaz çakramı tıkıyordu. Tüm bu tıkanıklık da bana öksürükler şeklinde geri dönüyordu özellikle kedi-inek akışında. Sadece bununla kalsa yine iyiydi. Düşünüp de söyleyemediğim ve içime attığım her duygu ve düşünce boğazımı tıkadığı için sık sık laranjit ve faranjit gibi boğaz sorunlarından muzdarip durumdaydım.
Ayrıca, kendimi ifade edemeyince iletişim sorunları da yaşamaya başlamıştım. Kimseyi üzmeyim derken, kendimi üzüyor, içime atıyor ve birçok tanıdığımla da görüşmek bile istemiyordum çünkü benim için konuşacak ve anlatacak pek bir konu yoktu. Ne de olsa herşeyi içime atıyordum.
Bir de bu olayın yaratıcılık boyutu vardı. Tabi ki ben bir Picasso ya da Beethoven değildim. Ama zaman zaman şarkı söylemeyi severdim. Evde iş yaparken bağıra bağıra şarkı söylemek çok hoşuma giderdi eskiden, ya da araba kullanırken. Zaten sürekli faranjit ya da laranjit oluyordum, boğazım yanıyordu ve batıyordu. Nasıl şarkı söyleyecektim ki? Eskiden gitar da çalardım. Uzun yıllardır gitarı elime bile almamıştım. Yazı da yazardım, ama uzun yıllardır yazmıyordum. Neye meyilim varsa, hepsini bir kenara atmıştım. Zaten kendini ifade etmekten kaçınan bir kişinin yaratıcı olmasını da bekleyemiz değil mi? Sonuç itibarıyla, yaratıcılık yerle bir olmuştu.
Ve ben, her kedi-inek serisinde öksürdüm, öksürdüm ve öksürdüm. Ta ki içimde öksürecek, açığa çıkacak, temizlenecek birşey kalmayana kadar. Bir de baktım ki, artık bazı düşüncelerimi dile getirebiliyorum. Tabi ki, karşımdakini kırarak ya da üzerek değil. Bir şekilde yumuşatarak, acıtmadan, batırmadan, kırmadan ama bir şekilde duygu ve düşüncelerimi ifade etmeye başlamıştım.
Aklımdan geçenleri söylemeye başladıktan sonra ne mi oldu? Neler olmadı ki? Öncelikle ruhsal ve duygusal olarak rahatladım ve huzur buldum. Ben de önemliydim, hatta bir yazımda da bahsetmiştim. Yoga felsefesindeki “ahimsa” (zararsızlık) ilkesini, öncelikle kendine uygulamalısın diye. Önce kendini düşüneceksin herhangi bir olaydan zarar görüyor muyum diye. Önce kendini koruma altına alacaksın sonra çevren.
Duygu ve düşüncelerimi ifade etmeye başladıktan sonra, iletişim sorunlarımı gidermeye başladım. Hani bizim bir deyişimiz vardır ya: “Dağ dağa küsmüş, dağın haberi olmamış” diye. İşte benimkisi böyle birşeydi. Kimsenin çektiklerimden haberi yoktu ve ben artık içimden geçeni söylemeye başlamıştım. Yanlış anlamayın. Patavatsızlaşmadım. Yine söylediklerimi kulaklarım duyuyordu, mantıklı ve düzgün şekilde ifade ediyordum ve iletişim sorunlarım azalmıştı.
İfade ve iletişim sorunları çözünce, sıra yaratıcılığımı geri kazanmaya geldi. Şarkı söylüyorum artık hem de seve seve. Yine de yalnız başımayken… Arabada bağıra bağıra eşlik ediyorum sevdiğim şarkılara. Enstrüman çalmak… Henüz tekrar başlayamadım ama planlarımın arasında var. Peki ya yazmak? Şu an ne yapıyorum ki ben? Sizce “vishudda” (boğaz) çakra sorunlarımı çözmüş olabilir miyim acaba?

Reklamlar

About burcuyircali

Hayata bambaşka bir meslek dalında atılmış ve 30 yaşından sonra kendini yoga dünyasının içinde bulan biri... Günde üç vardiya halinde bilgisayar başında ingilizce haber yazan biriyken, sırt ve bel ağrılarından muzdarip olup bir anda kendini yogada bulan ve kıpır kıpır yaşantısını yogayla sakinleştiren biri... Son beş yıl içinde yogayla dinginleşen, ve aslında kendini bulan biri... Tüm bu nedenlerden dolayı, yoga eğitmeni olmaya karar veren, hayatının akışını bir anda değiştiren, yoga önündeki tüm engelleri kaldıran ve kendini tamamen yogaya adayan biri... Sürekli yoga içinde olmayı, birşeyler okumayı, yaratmayı, insanlarla yogayı paylaşmayı ve yaşamayı seven biri... Gezmeyi, değişik deneyimler edinmeyi, okumayı, bazen yalnız başına kalmayı, bazen de etrafında binlerce insan olmasını seven biri... Kısacası herkesten bir parça içeren, herkes gibi olan biri...

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s