kadın olmak…

Standard
PhotoFunia-b3b943İşte yine özel günlerden biri… Hani 14 Şubat sevgililer günü yazımda da belirtmiştim. Sevgimizi ve ilgimizi, sadece bir gün göstermek niye? Aslında hergün özel… Hergün göstermeliyiz sevgimizi ve ilgimizi diye… (Bu konudaki yazımı https://burcuyircali.wordpress.com/2013/02/17/hergun-sevgi/ linkine tıklayarak ulaşabilirsiniz.) Yine özel bir gün… 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlanıyor tüm dünyada… Ben de bir kadınım. Kadınlar gününü es geçmek olmaz… Birşeyler karalayacağız bu konuda…
Yoga inanışlarına göre, insan bedeni iki enerjiden oluşur. Eril ve dişil enerji. Eril enerji, kuyruksokumuzdan başlayıp sağ burun deliğimizde sona erer. Dişil enerji ise yine kuyruksokumundan başlar ancak sol burun deliğinde sonlanır. Erkek tarafımız, sıcak ve hareketlidir. Buna karşın, kadın tarafımız soğuk ve durağandır. Eril taraf güneş enerjisidir, dişil taraf ay enerjisidir. İşte hatha yogada burdan çıkmıştır. Ha kelime anlamıyla güneş, tha da ay demektir. İki zıt enerjinin birleşmesinden bedenimiz ortaya çıkar. Tam amaç, eril ve dişil enerjimizi dengelemek ve kök çakramızda bulunduğu düşünülen ilahi gücün uyanmasını, çakralar aracılığıyla yükselmesini, üçüncü göz denilen çakrada (yani kaşlarımızın arasında) eril ve dişil enerjinin birleşmesi ve taç çakramızdan yükselerek aydınlanmaya ulaşmaktır.

Görüldüğü gibi, yoga, özellikle hatha ve kundlini yoga denildiğinde, eril ve dişil enerjiden bahsetmemek olmaz. Aslında, dişil enerji insanlığın varoluşundan bu yana birçok toplumun önem verdiği bir enerji. Ancak belirli çağlarda hor görülmüş ve bir o kadar da bastırılıp yok edilmeye çalışılmış. Orta Çağ Avrupası’nda kadınlara cadı damgası vurulması buna sadece bir örnek olabilir. Buna rağmen, verimli toprağın, birçok toplumda, toprak ana diye nitelendirilmesi bir tesadüf olmasa gerek. Ya da Anadolu topraklarında birçok medeniyetin bereket tanrılarının esasında tanrıça olmaları ve bereket göstergesi olarak da kalçalarının ve göğüslerinin vurgulanması…

Yogayla bağdaştırdığımızda, ay enerjisi, nam-ı diğer tha ya da yin, hepsi dişil enerjilerdir. Dişilik, durağandır, alıcıdır, kabullenicidir, sakindir ve yaratıcıdır. Bereketlidir, yumuşaktır, şefkatlidir. Teslim olmaktır.

Acaba, günümüzde biz kadınlar enerjimizin ve gücümüzün ne kadar farkındayız? Ona ne kadar saygı duyuyoruz? Kendimizi ne kadar seviyoruz, anlamaya çalışıyoruz? Bedenimizi ve ruhumuzu ne kadar dinliyoruz?

Yogaya başlayana kadar, kendimi hırpalayacak derecede yoran ve bedenimin isteklerini hiç dinlemeyen bir kişiydim. Kadındın, ama kadın değildim. Bir erkek gibiydim. Bundan da müthiş bir gurur duyuyordum. Erkeklere ihtiyaç duymamak benim için bir statü gibiydi. Ağır torbaları taşıyabilirdim, arabanın kaputunu açıp suyunu kontrol edebilirdim, evde ufak çaplı tamir işlerini halledebilirdim.

Yogayı gerçek anlamda yaşamaya başladığım zaman, kadınlığımı hatırladım. Kadınlığımı sevdim. Dişil tarafımla barıştım. Yogaya başlamadan bir süre önce, sol bacağımdan sorunlar yaşadığımı söylemem herhalde sizlere ilginç gelmeyecektir. Sol bacağım şişiyordu ve sol ayak bileğimde sorunlar yaşıyordum. Tabi ki tüm bunlar kadınlığımı kabullenmeden, dişiliğimi sevmeden önceydi.

Aynı şekilde, yogadan önce menstruasyon dönemlerinde kendimi hırpaladığımı, zorladığımı, yorduğumu söylemem de size ilginç gelmeyecek. Neredeyse adet döngümün bana küstüğünü, baş ağrıları yaşadığımı da söylemeden geçemeyeceğim. Yogadan sonra ne mi oldu? Bu dönemleri daha hafif hareketlerle geçirmeye başladım. Kendimi zorlayan spor aktivitelerinden ya da günlük işlerden kaçındım. Yogaya yeni başladığımda bile adet dönemim olsun olmasın ters duruşları yapıyordum. Ters duruşları bıraktım bu dönemde. Yin yogaya yönelmeye başladım. Özellikle öne eğilme ve kalça açıcılar… Beni rahatlatmaya, adet döngümü düzenlemeye başladı. Bir baktım ki baş ağrılarım yok olmuş. Huysuzluklarım geçmiş. Daha az sinirli ve stresliyim. Hepsi kadınlığımı, dişiliğimi kabullenmemle başladı.

Şimdi tüm bunları yazınca siz de beni “Erkek Fatma” sanmış olabilirsiniz. Aslında öyle değil. Çocukluğumdan beri süslenmeyi seven, takıp takıştırmaya bayılan, elbise ve etek giymeyi seven biriyim. Yani aslında birçoklarına göre bayağı kadınsı sayılabilirim. Ama kadınsı olmak, giyinmek süslenmek başka, dişil enerjiyi yaşamak ve onunla bir olmak onunla akmak başka birşey.

Yogadan sonra, ben dişil enerjiyle bir oldum ve onunla yaşamaya ve akmaya başladım. O benim bir parçam oldu, ben de onun. Bir bütün olduk biz. Yogadan önce, daha katı bir insandım ben. Prensipleri olan ve onlara sıkı sıkıya bağlı. Esnek değildim. Değişikliklere hemen alışamazdım, uyum sağlayamazdım. Bir program yaptıysam ve onu bir sebepten ya da biri yüzünden değiştirmek zorunda kaldıysam, hemen rahatsız olurdum. Peki ne değişti hayatımda? Yogayla sadece bedenim esnemedi, zihnim de esnemeye başladı. Zihnim esnedikçe, hayata daha esnek bakmaya başladım. Lao Tzu’nun söylediği gibi, su gibi esnek olmaya başladım, gerektiğinde büküldüm, eğildim, şekil değiştirdim ve ufacık bir delikten geçebilecek duruma geldim. Kendimi şartlara göre değiştirdim. Aniden gelişen şartlara uyum sağladım. Prensipleri kenara bıraktım ve aslında bu şekilde yaşamanın ne kadar huzurlu, mutlu ve rahat olduğunu gördüm. Yıllarca kendimi neden bu kadar zorlamışım ki? Bir program yaptık ve bir şekilde arkadaşım aradı ve bir saat sonrasına buluşabilir miyiz diye sordu. Eskiden, oflayıp poflar ve programın bozuldu, ne yapacağım ben şimdi diye düşünür dururdum. Şimdi? Sorun yok. O saate kadar yapacak birşeyler mutlaka bulurum. Belki, bunun da bir sebebi vardır. Bu şekilde daha hayırlıdır diye düşünmeye başladım artık.

Kadın olmak? Eğilmek, bükülmek, esnemek, yaratmak, kabullenmek ve teslim olmak… Hayatın akışına bırakmak kendini… Gelenleri olduğu gibi kabul etmek, gidenleri de öyle keza… Hayatla bir olmak, onunla birlikte akmak… Eril enerjinin katılığını, dişil enerjinin sevecenliği ve şefkati içinde eritmek ve yok etmek…

Dişil enerjiyi ortaya çıkarmak? 8 Mart Dünya Kadınlar Günü… Tüm kadınlar, içinizdeki bu muhteşem enerjiyi açığa çıkarın. Bunun için size ne mi tavsiye edebilirim? Tabi ki, yoga ve özellikle de yin yoga. İkinci çakrayı, swadistana çakramızı, uyaran bir yoga çalışması ya da dersi… Yani kalça açıcılara odaklanmış bir yoga çalışması. İkinci çakra, cinsel organlarımızın içinde bulunduğu çakra ve tatlılık ve yaratıcılık ile özdeşleşmesi hiç de yadsınabilecek birşey değil. Su elementiyle anılan bir çakra… Lao Tzu’nun dediği gibi “Su gibi olmalısın…Kırılmamak için bükül, düz olmak için eğril, dolmak için boşal, parçalan ki yenilen…” Dünyada, dişil enerjinin hak ettiği ilgiyi ve desteği görmesi umuduyla…

Reklamlar

About burcuyircali

Hayata bambaşka bir meslek dalında atılmış ve 30 yaşından sonra kendini yoga dünyasının içinde bulan biri... Günde üç vardiya halinde bilgisayar başında ingilizce haber yazan biriyken, sırt ve bel ağrılarından muzdarip olup bir anda kendini yogada bulan ve kıpır kıpır yaşantısını yogayla sakinleştiren biri... Son beş yıl içinde yogayla dinginleşen, ve aslında kendini bulan biri... Tüm bu nedenlerden dolayı, yoga eğitmeni olmaya karar veren, hayatının akışını bir anda değiştiren, yoga önündeki tüm engelleri kaldıran ve kendini tamamen yogaya adayan biri... Sürekli yoga içinde olmayı, birşeyler okumayı, yaratmayı, insanlarla yogayı paylaşmayı ve yaşamayı seven biri... Gezmeyi, değişik deneyimler edinmeyi, okumayı, bazen yalnız başına kalmayı, bazen de etrafında binlerce insan olmasını seven biri... Kısacası herkesten bir parça içeren, herkes gibi olan biri...

One response »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s